Sokağın hayatında alçak gönüllü bir parantez açılmış, kimin umurunda!(Yusuf, Yeditepe İstanbul)
Yeditepe İstanbul, 2001 yılında TRT ‘de yayımlanan, muazzam dizi. O kadar muazzam ki, günümüzde aranan özlenen tadı, hala izlenildiğinde alırsınız. Ben sıradan bir dizi diyip geçemiyorum, dönemin kıyafetlerini, insanların masumluğu, gerçek İstanbul, mahalle ortamı, aşk, kelimelerin altında yatan anlamlar, şiir gibi konuşan adamlar/kadınlar hepsi yer almış.
Mahalledeki Havva ana herkesin anası, genç Ömer’in yaşadığı aşk tüm mahallenin acısı… Mahallenin berberinin enstürman çalmayı bildiği, okuyabilmeyi ve yazabilmeyi anlatan karakterleri barındıran bir yapım.
Mutlu olduğunda bakkaldan bira söyleyebildiğin ‘’vay efendim o yaştaki kadınlarda içer mi’’ diye bir önyargı oluşturmayan dizi Yeditepe İstanbul.
Kiracının evindeki çalan piyanodan rahatsız olmayan komşuların bulunduğu bir mahalle, aynı zamanda siyasi olayların tam tadında konuşulduğu, aşkın temas ile değil bakışlarla ve sözlerle vuku bulduğu gerçeğini gösteren, sanatın, siyasetin, dostluğun, ailenin nasıl olacağının o dönemde topluma gösteren mükemmel yapım.
Günümüz basit dizileriyle kıyaslıyorum, paramparça olmuş aileler, aşkın, arkadaşlığın bir kıymetinin bulunmadığı, kelimelerin sadece konuşmak için varolduğu, sanatın zaten kesinlikle yok sayıldığı, sanki başka bir toplumun bahsedildiği yapımlar.
Oysa ki, (şahsi düşüncem) ekranlarda halka tanıtılan her insan, toplumun şekillenmesinde yardımcıdır. Çünkü televizyonun hayatımıza girdiği günden beri, sabah akşam onunla vakit geçirmeyi çok sever hala geldik. Bakınız; Büyük sanatçı Zeki Müren, ekranlarda beyefendi duruşu ve üslubu ile, dönemin Türkiye’sine farklı bir tarz, farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Ve eski televizyon dizilerine bakalım aile olmayı, aşık olmayı, dostluğu, komşuluk ilişkilerini ne kadar güzel anlatmaktadır. -Tamamen günümüzdeki fesatlıktan uzak kalarak- Neden diye soralım kendimize, 2001’de aile içi ayrılıklar çok mu oluyordu da aile olmayı yansıtıyorlardı, ya da insanlar nasıl aşık olunacağının mı bilmiyordu, şiir yeni mi öğrenilmişti de insanlar dizilerde aşkları uğruna, destansı şiirler yazıyordu.
Bizi bu hale kim getirdi, bu dönüşüme kim sebep oldu. Dizilerde sanatı, aşkı, şiiri, aileyi unutturanlar kimler ve bizden ne istiyorlar. Modernleşmenin acı sonucu bu mu yoksa…
Çok çabuk gaza gelen bir milletiz, biz Türkler. Ekranda delikanlılığı yansıtan bir dizi varsa alemin en delikanlısı olup çıkıveriyoruz, en aşığı gösteriliyorsa en aşığı da biziz. Ekranda yansımış olan her şey bizi anlatır, yansıtılan her şeyi uygulamak daha kolay gelir, kolay kabul edilir,benimsenir ve yanlış gelmez artık insana.(Evlilik programlarının, erkek için kavga eden kız kardeşlerin, yengesi için dayısını satan yeğenin, sürekli boşanan evli çiftlerin normal gelmesi televizyon yüzündendir) Geçmişimize dönüp kendimizi hatırlamamız gerek., belki de bu utanç halinde çıkmanın tek yolu budur.



