Ben Müslümanım.
Ve inancımın getirdiği masumluğa, sonsuz huzura, öğretmiş olduğu ahlaka çok büyük saygım var. Türkiye, evet Müslüman bir ülke. İslam dininin yaşayan tüm yurttaşlar tarafından farklı yorumlandığı ülke. Kardan adamdan kar topu yaptığınız vakit, put yaptığınızı iddia eden ilahiyatçıların yorumlarına açık, fakat bilimin, sanatın her türlü yorumuna kapalı olan ülke.
Sizce de din ile çok fazla boğulmadık mı? Rabb gönüldeki aşk değil mi? Vaktiyle ilahi aşkı arayan dervişler tarihin bilinmez boşluğuna doğru savrulup gittiler mi? Hakikaten aşkını dilden dile dolaştırmak, herkese anlatmak mı kıymetli, yoksa gizleyip kimseye bahsetmemek, kendi içinde o aşkı derinlemesine yaşamak mı?
Ülke olarak bu durumun bulanıklığı içerisinde olduğumuzu düşünüyorum. Siyasi liderlerin ağızlarından din kelimesi eksik olmuyor, kimse bu duruma garip bir şekilde bakmıyor, etrafta herkes siyaset konuşuyor ve siyasi liderden bahsediyor. Bilgisayarı açtığınızda ekranda bir anda onların videosu beliriyor, telefonu açtığınızda onların sesi. Peki halk neden bu kadar siyasetin içerisinde? Bilinçli bir halkın lidere ihtiyacı olabilir mi? Kral halkına uzaktayken daha kıymetli değil miydi? Neden ülkenin en başarılı mimarı, en başarılı bilim adamı, en başarılı edebiyatçısı konuşulmuyor da sürekli din ve siyasetten bahsediliyor. Dinin kutsallığı siyaset gibi yalanın karıştığı bir mecraya nasıl bulaştı?
Bir ülkede ne kadar çok siyaset konuşuluyorsa o ülke o kadar kötü demektir, demiş yıllar evvel Frederich Nietzsche.
Peki sürekli övdüğünüz, yaşamak için can attığınız Avrupa’ya bir de bu açıdan dönüp baktınız mı hiç? Ahlaki açıdan. Şunlara dikkat etmenizi öneririm; bolca kaldırım vardır, korna sesi duyulmaz ve 19.yüzyıldan kazanılmış ve sürdürülmüş bir edebi bilgi zenginliği mevcuttur. Türkiye’de ise kaldırım arabalardan daha önemlidir.-arabalar, insanlardan daha mühim- korna bizim icadımız gibi davranır, edebiyat bizim işimiz değil, hayat öğretiyor bize asıl edebiyatı nidaları atarız. Çocuklarımıza baba tasvirini ‘’mimar olmuşsun ama adam olamamışsın’’ sözüyle aşılar, babayı arkadaştan ziyade korkulması gereken ve daima karşısındakini aşağılayan bir birey halinde öğretir ve yaşatırız. Bir gelenek gibi.
Şimdi de din kaça bölünür, asıl ahlaklı insan nasıl davranmalıdır sorularını birbirimize yöneltiyoruz. Kuran’ı bilmiyoruz, okumuyoruz fakat anlamından bilimsel teoriler ortaya atıyoruz.
Her yere ama boş bulduğumuz her yere cami yaptırıyoruz fakat inancımızın yapı taşı olan güzel ahlak ile yetişmeyi bir kenara atıveriyoruz. O kadar çok din, din, din diyoruz ki, insanları dinden uzaklaştırıyoruz.
Bir kesime çok değer veriyor, bir kesimi bastırdıkça bastırıyoruz.
Fakat en ama en mühim mesele üreten, ülkesi için çabalayan çocuklarımızın, gençlerimizin önüne kocaman bir taş koyuyoruz. İstiyoruz ki gençler din ile bilimin,ilimin arasındaki farkı bilmeden ayırt edemeden büyüsün, düşünmeden babadan oğla aynı kararı versin.
Güzel şeyler üretenlerin önüne taş koymaktan ziyade yol açmalı, siyasetten çok edebiyat konuşuyor olmalıyız…
ismail şahin
•Kıymetli öğrencim Özgür yazılarını keyifle takip ediyorum. Memleketin dertleriyle dertlenmen oldukça güzel. Yıkmadan kırmadan incitmeden ve incilmeden yazmak herkişinin harcı değildir. Üstüne koyarak ilerliyorsun. Başarılarının devamını dilerim.