Toplumların huzurlu bir ülke olabilmesinin temel taşlarından birisi, önce kendi içinde birlik, beraberlik ve refah içerisinde yaşayacağı adil bir yönetim şekli ile yönetiliyor olması gerekir…
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti devlet oluşumunda, Osmanlı’nın yüzyıllara varan hâkimiyeti ve ülke yönetimi yok sayılarak, hiçbir özelliği devlet yönetimine almamanın sıkıntısı belki bugün çekilmekte…
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda, çoğunluğu Müslüman olmak üzere az da olsa farklı etnik kökene sahip insanların bulunduğu ülkede, çoğunluğa değil azınlığa hizmet edecek temeller kurulmuş…
Geçmişte uygulanan, ancak kalıcı olmayan temel eğitim olmak üzere sosyo-ekonomik politikalar, her siyaset değişiminde uğradığı erozyonlar Türkiye’de önemli ve kalıcı izler bırakmış…
Her siyaset döneminin bıraktığı kalıcı izlerin etkisini, bugün Türk halkı çekmekte…
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda, belki askeri yönetimin şekillendirmesindeki eksiklikler ya da Osmanlının dağılımı sonrasında imzalanan uluslararası anlaşmalar, Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik ve sosyal şekillenmesinde önemli roller oynamış…
Dışa bağımlı yürütülen sosyal ve ekonomik politikaların dışına çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine, zamanla askeri vesayet uygulamak suretiyle ülkede her şey sıfırlanmış ve dondurularak duraklama dönemleri yaşanmış…
21.yüzyıl ile küresel değişim rüzgârlarından Türkiye’de nasibini alarak, bir asra yaklaşan ülke tarihi askeri, yargı ve bürokrasinin alışkın olmadığı bir siyaset ile tanıştı…
Türk kimliğini unutturma, dini siyaset, etnik kimlik, çözüm süreci, mahkûm olan terörist başı ile hapishanede görüşmeler kamuoyunda dikkatle izlenirken, Türk halkı da gelişmelere büyük siyasi primler verdi…
Arap baharıyla birlikte ateş çemberine dönen doğu sınırları ve orta doğuda, vekâlet savaşlarıyla ateş çemberine sokulan Türkiye, binlerce kilometre uzaktaki müttefikler adına orta doğu da zorlu bir bataklığa sokuldu…
Ortadoğu da müttefikleri adına, doğuda teröristlerle iki cephede savaşan, mülteci kriziyle ülkeye gelen 3 milyona yakın sığınmacı ve terörün büyük şehirlerde yaptığı intihar saldırıları ile başına büyük problemler sarılan Türkiye, politik ve stratejik olarak bu kadar yalnız bırakılmadı…
Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Avrupa ülkeleri, Arap baharıyla orta doğuda başlayan iç savaş nedeniyle mülteci akınına uğrayınca, her nedense Türkiye’nin üyelik müzakereleri akıllarına geldi ve üyelik süreciyle ilgili hemen özel müzakere toplantısı yaparak fasılları açmaya başladı…
Türkiye orta doğuda vekâlet savaşlarında ABD’ye ve mülteci krizinde tüm yükü Türkiye’nin yüklenmesi için Avrupa’nın sözde desteklerine fazla güvenmeden öncelikle iç huzuru ve toplumsal birliği sağlamalı…
Halkın, sosyal adalette, adil gelir dağılımında, yargıda, eğitimde kısaca her platformda ülkenin tamamını kucaklayan politikaları uygulamak üzere seçilenler bu sözlerini yerine getirmeli ve ülkede adaleti, birlik ve beraberliği tüm kesimlere yaymalı…
Düşünce ve görüşlerin ışık olması dileğiyle…



