Sürekli soruyorum kendime kadın nasıl sadece –günümüzde- obje olarak görülebilir diye, özellikle tüm dünyada, yalnız bir toplumda da değil. Kadın nasıl bu kadar değersizleşebilir, bu kadar kutsal bir varlık iken…
Önceden kadınlar; bir toplum için yalnızca doğum yapan, anne sıfatı taşıyan, ev işi ile ilgilenen, çocuklarına ve eşine bakmakla yükümlü olan bir birey olarak tanımlanıyordu. Erkeklerin siyasi , sosyal hakları elbette kadınlara göre çok çok fazlaydı –kadınlara oy hakkı ve çalışma hakkı sağlanmıyordu-. Belirli sosyal ve siyasi haklar vermeme durumunu ise, dönemin vatandaşları şu şekilde açıklamış. Erkekler savaşa gidiyor, kadınlar ise yalnızca evde oturarak çocuklarıyla ve ev işleriyle ilgileniyor. Yani savaşa gitmedikleri için, o topraklarda yaşadıkları, birey sıfatı taşıdıkları halde bazı haklardan yoksun bırakılmışlardır.
Bakıldığında kadınlara yapılan dinen de bir eşitsizlik vardır. Bu sebeple belki de yaşanılanlar haksızlık ve eşitsizlik olarak görülmemektedir. Bakınız; Hıristiyanlık da kadınların doğarken günahkar doğdukları inancı vardır. Çünkü en başta Hz.Adem’e yasak meyveyi yediren bir kadındır. İslamiyet de ise kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır deniliyor, Yani erkek her alanda güç sahibi en baştan itibaren.
Değişime uğrayan çağlarda yaşanan yenilikler –özellikle Fransız Devrimi- kadınlarında bazı konularda söz hakkı istemesini sağlamıştır. Kadınlar bir nevi pasif devrim gerçekleştirmişlerdir. Bu değişim sürecine ise feminizm adını vermişlerdir. Feminizm; kadınların erkeklere göre dezavantajlı, eşitsiz ve ikincil bir konumda olduğu, ezildiği, sömürüldüğü noktasından hareket eder. Dönüşüm sürecini ise ideolojiler üzerinden devam ettirir. Liberalizm çıkış noktası iken, Marx’ın sınıf çatışmasındaki kölelikle –emek, ücret teorisi- ev hanımlarının, erkeklerin mutlak tiranlık uygulamasını, kendileri üzerindeki köleliği ile bütünleştirir. Evde erkek hiçbir iş yapmazken, kadının her alanda bir emeği vardır. Evde yaptığı her işi, bir işyerinde yapmış olsa ücret alabilecek iken, evinde hiçbir karşılık beklemeden yapmaktadır. Bu durumda kadının verdiği emek, erkek tarafından sömürülmektedir.
Başlangıçta kadınlar yalnızca eşit vatandaşlık için direnmişlerdir. Bu hakları elde edene kadar da tüm zorluklara karşı direniş göstermişlerdir.
Radikal feministler kadınların biyolojik olarak erkeklerden farklı olduğunu savunmaktadırlar. Ancak bu faklılık değiştirilirse aradaki eşitsizlik durumunun kalkacağını savunuyorlar. Eşitsizlik durumundaki asıl sebep kadının anne olabilmesi durumu. İşte bu düşünce kadının kutsal olmasındaki ilk kayıptır. Kadın anne olabiliyor, doğuştan gelen bir şey bu, içerisinde bir canlı büyütebilme yeteneğine sahip. Bu durum kadınların, erkeklere oranlara 1-0 önde olmasını sağlayacak olan durumdur. Önde olan aslında kadınlardır. Fakat dönemin düşünürleri bu durumu bir anormallik, eksiklik olarak görmüş olmalılar ki, böyle bir teori ortaya atıvermişler.
Kapitalizmin yayılması ile birlikte ise kadının üstlendiği görev daha da artmıştır. Kadın olmazsa, kapitalizm kesin ve kesin çöküşe uğrayacaktır. Çünkü, Kapitalizmin en önemli ürünü kadındır, bu sistem kadına nasıl giyinmesi, nasıl makyaj yapması gerektiğini söyler ve vücut ölçüleri hangi oranda olmalı, nasıl konuşmalı, kaç çocuğu olmalı gibi soruları yöneltir, cevaplatır ve uygulatır. Ayrıca kapitalizm kadını kutsal olmasından ziyade, ekranlarda yalnızca bir obje olarak yansıtmaktadır. Bir şampuan reklamında bile, kadının çekici olması, daima dikkat çekmesi gerektiği üzerinden durulur.
Haklar verildi diyoruz, erkeklerle aynı mesleği yaparken, aynı ücretin verilmemesini hala tartışabiliyoruz. Görünürde verilmiş haklar var evet, fakat uygulanması konusunda herkes çok korkak davranıyor. Toplumsal olarak kadın ve erkek farklı rollerde olsa da, biyolojik olarak farklı yaratılmış olsalar bile, kadın da insan erkek de insan, ikisinin de duyguları var, ikisi de düşünebilme kapasitesine sahip. Yazılı, hukuki haklar yerine, kavramlar ve teoriler yerine, asıl değiştirilmesi gereken düşünce yapısıdır. İnsan insana nasıl davranması gerektiğini bilirse, ortadaki tüm adaletsizlik ortadan kalkacaktır.



