‘’…Asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğüdün ki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?’’
(Cyrano de Bergerac’ın ünlü tiradı)
Diyelim ki, kariyer aşığı bir bireysiniz ve patronunuz eski dostunuzla, kendisi arasında bir seçim yapmanızı istiyor. Patronunuz mu? Eski dostunuz mu? Kariyeriniz uğrunu eski dostunuzu bir kaşık suda boğar mıydınız?
Maalesef bu sorunun yanıtında teoride dost seçiliyor, realitede patrondan yana bir seçim gerçekleşiyor ve eski dost geçmişe terk ediliyor. Gelecek seçimi mantıklı geliyor bireylere fakat geçmişin olmadan geleceğin ne önemi var?
Bir birey olarak naziksin, evet espritüelsin, iyi niyetlisin, barışçısın, güzel konuşuyorsun…
Peki ya önceliklerine sert bir tekme atıldığında ne yapıyorsun? Hakarete uğradığında? Tehdit, şantaj, baskı altında kaldığında ne cevap veriyorsun? Biri sana ilan-ı aşk ettiğinde verdiğin cevap ne kadar tatmin edici? –olumlu ya da olumsuz- Kapına gelen dilenciye, çorba parası isteyen evsize, işten kovan patrona, dans etmek isteyen amcaya/teyzeye nasıl karşılık veriyorsun?
Söz konusu durumların yanıtları çok mühim. Çünkü karakterimiz davranışlarımızdan ziyade reaksiyonlarımızdan belli olur. Aklına ilk gelen cümleden değil, düşünülmüş, seçilmiş davranıştan bahsediyorum.
Peki doğru karşılık vermek için ne yapmak gerekir? Aile terbiyesi almış olmak yetmez elbette, edebi terbiyede almak gerekir. Bunun en kolay yolu romanlardır.
Toplumumuz roman ne kadar okuyor, aşkı, insanı, inancı, saygıyı neye göre yorumluyor işte bu kısım muamma. İnsanlar artık kariyerleri uğruna her şeyi yapıyorlar. Yalnızca okumuyorlar sadece robot gibi çalışıyorlar, düşünmüyorlar, teoride üzülüyorlar sanal dünyada yaşıyorlar; acılarını, mutluluklarını, şaşkınlıklarını. Bir düşünüşe bağımlı yaşıyorlar sorgulamadan uyum sağlıyorlar. Hakikaten farklı düşünen bir bireye ise hemen bir etiket yapıştırıyorlar. Bambaşka bir kimlik oluşturuyorlar, kendi içlerinde.
Hangisi daha yanlış, hangisinin davranışı daha doğru… Farklı düşünenin, yazanın, eleştirenin dışlanması ne kadar doğru? İlla sanatı, şiiri, edebiyatı sergilemek için, özgürce yazabilmek için birilerinin adamları mı olmak gerek? Yazdığın eser ne kadar özgür olacak o halde? Korkmak…Tükenmek…bitmek… geldiğimiz nokta burası mı? Yoksa cebimize giren sıcak paraya mı bakıyoruz?
Herkesin yaptığı şeyleri yapıyoruz, eleştiriden son sürat hızla kaçıyoruz, üretmiyoruz fakat üretene de engel oluyoruz. Düşünmüyoruz en önemlisi ise okumuyoruz.
Toplumu toplum haline getiren, düşüncelerden, teorilerden uzağız. Kendimizden o kadar emin değiliz ki inanış konusunda, ne başka dine mensup insanlarla iletişim kuruyoruz ne de dinsel kitaplarını okumaya yanaşıyoruz. Ah! Okursanız değişirsiniz çünkü.
Modern çağın getirisi bu düşünen, üreten insan yerine, yalnızca çalışan bir araç haline gelen insan.
İşte bu yüzden kaybediyoruz!



