Yıllardan beridir toplumlarda yaşanan olayların devamlılığı ve farklılığı bazı kavramlar üzerinde sabitleyici bir anlam bırakmıştır. İnsanlığın geçmişten günümüze kadar olan süresi boyunca her devrin kolektif olarak belli başlı yaşanmışlıkları olmuştur. Yaşanılan bu gerçeklikler ile belli başlı kavramlar dönemlere yapışık kalmış ve bir anlamda da ışık tutmuştur. Doğru veya yanlış olup olmadığı irdelenmeksizin, o dönem toplumunun nabzını ortaya koyan kalıplar herkesin dilinde günümüze kadar dahi süregelmiştir. Neden mi bahsediyorum? Mesela gördüğümüz her tespihli erkeğe yakıştırdığımız profilden, hippi diye tasvir ettiğimiz dağınık yaşamayı seven insanlardan, beyaz çorap giyen her erkeğe söylenen klasik söylemlerden, akşam vakti sokağa çıkan bir kadına yapıştırılan yorumlardan, saçını maviye boyayan Esra’dan, küpe takan Emre’ye kadar ve daha nicesinden bahsediyorum…
İnsanların bir diğeri için sergilediği tavırların hükmünün ne denli doğru veya yerinde olup olmadığı pek de mühim değil. Mühim olan önyargılardan arındıramadığımız genel-geçer analizler. Ne yazık ki buna genel-geçer demek zorunda kalıyorum. Çünkü kolektif bir biçimde kabul edilmiş ve kalıba sokulmuş damgalar halen varlığını sürdürüyor. İnsanlar yaşamaya devam ettikçede bu durum değişerek yeni hallerini tekrar tekrar önümüze sunacaktır. İnsanları seyretmek her zaman doğayı seyretmekten daha çok mutluluk vermiştir bana ki genel de doğayı izlemenin daha huzur verici olduğu kabul edilirken. İnsanları seyrederken analiz edemeden edemiyorum maalesef. Sonra dönüp diyorum ki nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? herşeyden ve herkesten!
Arkadaşımın biriyle bir gün yürürken karşı caddeden geçen bir diğer arkadaşımı gördüm ve selam verdim. Yanından ayrıldığımız zaman yanımda ki arkadaşım onun için bir yorum yaptı. Beni şaşırtan ve üzen. Üzülmemin sebebi yaptığı kişisel yorumdan ziyade toplumda genel-geçer kabul edilen bir önyargı şekli olduğu içindi. Ve şöyle dedi; ‘ Bu kızla sen dost musun yani? hem de bununla! şu giyime ve saçlara bak, serseri. ‘ Bir kadın bu şekilde giyinip sokağa çıkamazmış. Bla bla bla… Bunun gibi nicelerini hayatımızın her anında muhakkak ki yaşıyoruz. Yabancı olmadığımız fakat yabani olan tepkiler dizini. Bir zamanlar -ki hala öyle olduğunu düşünüyorum- elinde tespihle dolaşan her erkek genel bir bakış açısı olarak ‘kıro’ olarak algılanıyordu. O insanlar hiçbir şey bilmeyen, geri kafalı, sert ve kaba olarak nitelendiriliyorlardı. Zevklerin
tartışılamayacağı söylemi yalnızca sözde kalmış, beyinlere yerleşememiş demek ki. Uzun sakal bırakanlara Işid’çi dendiğini bile gördüm. Gülünç fakat gülemiyorsun. Bakakalıyorsun öylece..
Türkiye’de 1980-90’larda her cahil ve muhafazakar görülen kesime faşist denmesi, her solcuya dinsiz yaftasının yapıştırılması, insanların hayatlarına sebep olduğu görülmüştür. Basit olmayan ve böylesine mühim olan ‘damgalama’ aslında öylesine yersiz ki. Herkesin karşılaştığı durumlardan biriside nerelisin? sorusuna verilen cevapta. Şuralıyım veya buralıyım dediğin andan itibaren daha tanışıklık kısmına geçmeden karşısında ki kişi hakkında bir yığın önyargı ile dolup taşanlar bir hayli fazla. İşte bu gibi daha nicesini hayatımızda barındırdığımız dönüştürülmüş hastalıklı kavramlar hem iletişimi olumsuz yönde etkilemiş, hemde önyargılarıyla bütünleşen sabit fikirli bireylerin gittikçe artmasına sebep vermiştir. Yaygınlaşan bu durum temelsiz toplumlara gebe kalacaktır. Uğraştıklarımız bunlar olmamalı. Kafa yorulması gereken daha mühim sorunlar sayılamayacak kadar fazla. Beyinlerin ve fikirlerin analizleri üzerine düşünmek gerekirken, uğraşlarımızın içini neler dolduruyor neler! Bu konuda ki düşüncelerime isabet eden Meriç satırlarını buraya usulca bırakmadan edemeyeceğim;
Gerici kimdi?
Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor.
Ne güzel tarif: “Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan(kimse). Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.
Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. IV. Murat’a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey’den Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezeli hakikatin ışığında yazar: kilise ve krallık. Dostoyevski maziye aşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici!
Gerici, ilerici… Düşünce hürriyeti, bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu.



