”Doktor bey, benim şeker hastalığım var, ilaç kullanıyorum. Komşumda gizli şeker varmış. Acaba bendeki de gizli şeker olmasın?” Son yıllarda en çok duyduğum sorulardan bir örnek bu … Belli ki bu konuda kafalar biraz karışık…Gelin isterseniz bu kafa karışıklığına bir son verelim bugün… Obezite yani şişmanlık, insülin direnci, gizli şeker ve şeker hastalığı aslında birbirleriyle çok bağlantılı kavramlar… Bütün bu durumlar aynı zamanda kalp krizi, felç, böbrek yetersizliği ve göz hastalıkları ile de iç içe… İşin aslı şu…Şeker hastalığı damarların iç yüzeyini tahrip eden bir hastalık…Vücudumuzun her yerinde damar olduğuna göre bir çok organın şeker hastalığı yüzünden bozulması da hiç sürpriz değil…Örneğin kap krizi, felç ve kronik böbrek yetmezliğinin en başta gelen nedeni şeker hastalığıdır. Eskiden obezite dendiğinde sadece vücut ağırlığının boya oranla daha fazla olduğu kastedilirdi. Vücut kitle indeksi adı verilen bir formülle değerlendirme yapılırdı. Vücut ağırlığı / Boy X Boy (Kilogram / Metre ) olarak hesap yapılırdı. Çıkan sonuç 18,5 tan küçük ise kişi zayıf sayılırdı. 18,5 – 25 arası normal, 25 -30 arası kilolu, 30 un üzeri şişman kabul edilirdi. Son yıllarda bel çevresi genişliğinin şeker hastalığı ve dolayısıyla pek çok hastalıkla yakın bağlantısı olduğu anlaşıldı. Tıp dilinde abdominal obezite veya visceral obezite gibi fiyakalı kelimelerle anlattığımız bu durum aslında açıkça belirteyim ki göbeğin ta kendisidir. Kısacası göbek varsa problem var demektir… Riskli üst sınır kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’dir. İdeal olanı ise bu rakamların kadınlarda 80 cm ve erkeklerde 94 cm yi geçmemesidir. Bel / Kalça oranı da sık kullanılan bir şişmanlık ölçüsüdür. Bu oranın üst sınırı kadınlar için 0,8 veya en çok 0,85 ve erkekler için 0,95 veya en çok 1’dir. Karın çevresi geniş olan kişilerin kanlarında insülin adı verilen bir hormonun düzeyi yükselir. Bu hormon kan şekerini düşürür, kişi acıkır, daha çok yer, yeniden aşırı insülin salgılanır. Böylece bir kısır döngü sürer gider. Zamanla pankreas yorulur, insülin üretimi azalır. Sonuç olarak belirgin şeker hastalığı ortaya çıkar. Teşhis konduğunda pankreasın insülin üretim kapasitesi yarıya düşmüş olur. Pankreasın aşırı insülin ürettiği dönem İNSÜLİN DİRENCİ dönemidir. Bu dönem, şeker hastalığının gelişme dönemidir. İşte GİZLİ ŞEKER diye bahsedilen durum budur. Görüldüğü gibi bu kavramlar aslında aynı durumu anlatan kavramlar…İnsülin direnci uzunca bir süreçte oluşur. Şeker hastalığı tanısı konduğunda aslında hastalık yeni başlamış olmayıp en az beş yıllıktır. İnsülin direncini matematiksel olarak belirlemek üzere HOMA formülü adı verilen bir formül kullanılmaktadır. 2,7 den yüksek değer insülin direncinin varlığına işaret sayılmaktadır. İnsülin direnci döneminde bazı testlerle gizli şekerin yani Tıp dilinde latent diyabet veya prediyabet olarak bilinen durumun varlığı ortaya çıkarılabilir: 1. Açlık kan şekerinin 100 mg ile 125 mg arasında olması, 2. Şeker yükleme testi sonucunda şekerin birinci ya da ikinci saatte 140 mg ile 199 mg arasında olması, 3. HbA1c değerinin 5,7 ile 6,49 arasında olması. Gizli şeker belirlendiğinde tıpkı şeker hastalığında olduğu gibi davranmak gerekir. Bu dönemde özellikle diyete ne kadar dikkat edilirse şeker hastalığının ileri evrelerine geçiş de o kadar geciktirilebilir. Şeker hastalığı tanısı koyabilmek için ise şu dört durumdan birinin bulunması yeterlidir: 1. Açlık kan şekerinin 126 mg veya daha yüksek olması, 2. Şeker yükleme testinde şekerin genellikle ikinci saatte, ama bazen de birinci saatte 200 mg veya üzerinde olması, 3. Rastgele bir zamanda yapılan ölçümde şekerin 200 mg veya üzerinde olmasıyla birlikte şeker hastalığı belirtilerinin de olması, 4. HbA1c değerinin 6,5 veya daha yüksek olması. Tüm bunlar elbette Tip 2 şeker hastalığı için geçerlidir. Tip 1 şeker hastalığı çok daha farklıdır. Genellikle daha genç yaşlarda görülen, belirtileri aniden ve daha şiddetli olarak ortaya çıkan bu hastalığa çok daha seyrek rastlanır. Bu tamamen ayrı bir yazı konusu olabilir. Şekersiz ama şeker gibi bir yaşam diliyorum sizlere…



