‘’Bir parçalanış bir yitiş olabilir mi?
–Zaman geçti mendirekteki korkunç leke duruyor-
Acılar dinlendi, yeniden başlamalıyız.
EDİP CANSEVER
Sizce nefret geçer mi?
Kötülüğe maruz kalan ya da maruz kaldığını düşünen her kişinin içine nefret aynı dozda mı dolar?
İnancınıza, giyim tarzınıza, konuşmanıza, dünya görüşünüze müdahale edilmiş, bastırılmışsınız. Sesinizi duyuramamışsınız, konuşmanıza izin verilmemiş. Öyle bir nefret ki yaşadığınız zulmü kimse yaşamasın istiyorsunuz. Aynı işkence ona yapılmasın yeter affederim diyorsunuz.
Çok çok eskiye gitmeyeceğim. Çok partili sisteme geçiş dönemlerine bir uğrayıp çıkacağım. Laik olan kesimin davranışlarına bir bakalım istedim. Neler yapılmış, neler yapılmamış. Ne değişmiş o vakitten bu vakte gelene dek.
Amacım yalnızca insana olan tutuma değinmek.
Döneme bir bakın Osmanlı Devleti’nin tekrar kurulacağını düşünen halk, farklı bir sisteme geçme aşamasına getirilmiş halk, kabul edenler ve etmeyenler. Kabul etmeleri için baskı yapılmasaydı şuan bu durumda olur muyduk merak konusu.
Ezanın Türkçe olma konusuna değinmeden geçmek istemiyorum. Bu bence laik bir davranış değildir çünkü. İnanca yapılan bir saldırıdır. Avrupa da kilise çanının sesini kimse ‘’güm pat pat’’ çalınsın diye değiştirmek istememiştir.
Değişime direndiği için canından olan insanlar peki? Sırf şapka takmadı diye Kastamonu ve Rize’de sırasıyla gelen idam haberleri…İnsanlara korkuyu aşılamak ve korkuyla yönetmek. Tıpkı şimdi ki gibi. O dönemde bastırılan muhafazakar kesimin parladığı dönemdeyiz şimdi. Peki bu kesim ne ara bu kadar iktidara ve paraya arzulu hale geldi. FETÖ terör örgütü bilindiği üzere hizmet amaçlı kurulmuştur ilk başlarda, niyetleri çok iyi gibi gösterilmiş medya tarafından, fakat sonuç belli.
İktidarda olmak istediği ve bu statünün sağladığı para akışı, inanışın, düşüncenin, insaniyetin ne ara bu kadar üzerine çıktı? Bu sorunun cevabını bundan 20 yıl kadar önce (Eski Türkiye’de) muhafazakar kesimde bilgi-bilinç sosyolojisini, epistomolojik kopuşu, Freud ve Lacan’ı, postmodernizmi, toplumsal tarihi, devletin ideolojik aygıtlarını tartışan insanlardan almak isterdim. Aralarında güce, makama, paraya tapmayan, kula kulluk etmeyen, hala eleştirel analiz yeteneğini koruyan bir faniden. Tabi kaldıysa!
Din sizce nasıl bir araçtır.?
Allah ile kul arasında bir bağlantı, huzurdur din.
Sıradan bir kulun ‘’böyledir, yap!’’ dediğini doğru kabul edenler. Hiç mi geçmişine dönüp bakmıyor asıl yol gösterici kimmiş, ne yapmamızı söylüyormuş diye.
Şu görüntü size ne ifade ediyor. Cemaat ile bürokratik zevat arasına kırmızı şerit çekilmiş bir düşünce. Camilerde cemaatten ayrı bir protokol tarihsel olarak ne zaman üretilmiştir? Herkesin eşit olduğu, safların özgürce sıraya dizileceği vaaz edilen bir dini mekanı bu hale getiren düşünce sistemi nedir? Hangi ilahi metinlere dayanmaktadır? Camilerde cenazeler musalla taşlarında beklerken ezan saatlerinin siyasilerin gelişlerine göre değiştirilmeye başlanmasının; cami içlerinde, avlularından siyasi konuşmalar yapılıyor olmasının Türk sağındaki tarihsel, sosyal, psikolojik, dini ve ahlaki kökenleri nelerdir?
Geçmişimizden hiç ders almıyor, üzerine daha da kötüye doğru ilerliyoruz. Tarihi eserlerimizin önünü TOKİlerle kapatıyoruz. Hala insana, düşünceye, ölene, inanılan başka bir dine, kadına, haklara saygı gösteremiyoruz.
Yapılan tüm değişiklikler bariz bir Rönesans mıdır? Batı hayranlığı ile makul akıllar mı bunu algılamaktan acizdir? Ha hiçbiri değildir diyorsanız, onlardan farkımız nedir?



