ANA ENDÜSTRİ 81 YAŞINDA…
Karabük Demir Çelik Fabrikalarının bilindik tarihini anlatmaya çok gerek yok artık, malum yıllarca dilden dile, sözden söze dolaştı durdu; Temelleri 3 Nisan 1937 tarihinde atıldı, Türkiye’nin ilk entegre demir çelik fabrikası, ilk yüksek fırın 9 Eylül 1939 tarihinde ateşlendi ve ilk Türk Demiri 10 Eylül 1939 tarihinde üretildi. Tarihçenin devamında şunu da ekliyoruz; 13 haneli bir köy olan Karabük Köyü bu hamle ile büyüdü gelişti ve Cumhuriyet sonrası kurulan bir il olarak bugünlere geldi. Bu sebeledir ki haklı olarak kentimize “Cumhuriyet Kenti” diyoruz ve yine haklı olarak yıllardır “KURTULUŞU DEĞİL KURULUŞUNU KUTLAYAN İL” olarak Cumhuriyet Kenti Karabükümüz ile övünüyoruz.
Kısaca öztlediğimiz herkesçe malum bu hikayesinin yanı sıra özellikle yaşı 50 üstü olanlardan dinlediğimiz bir Karabük var ki dillere destan. Türkiye’nin ilk açık hava sineması mı dersiniz, tenis kortları mı dersiniz, açık-kapalı yüzme havuzları mı dersiniz, bahçelerinde müzik eşliğinde mutlu insanların şen kahkahaları mı dersiniz, birçok tesisleriyle bugün bile birçok kentin hala ulaşamadığı aktif bir sosyal yaşam mı dersiniz bilemedim, daha saymakla bitiremeyeceğimiz birçok güzelliğin bir arada yaşandığı mutlu insanlar kenti…
Savaşla kazanılmış bağımsızlığın tam bağımsızlık olmadığını şöyle dile getirmiştir Büyük Önder Atatürk: Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir. Savaşla kazanılan bağımsızlığın siyasi, mali, iktisadi anlamda güçlü olmadığımız sürece çok ehemmiyeti olmadığını çok iyi bilmektedir Atatürk ve bu sebeple sanayi hamlesini başlatmış ve bunun neticesinde Demir Çelik Fabirakalarının Karabük’te kuruluş emrini vermiştir. Yani Demir Çelik Fabrikamız tam bağımsız Türkiye’nin sembolüdür bu manâda. İşte bu sebeple yıllardır 3 Nisan tarihi çok önemli bir gün olarak ve Karabük’te ki tüm kurum ve kuruluşlarca çok önemsenerek kutlanmıştır. Eskiye özlem hep vardır, eskiden şöyle kutlanırdı böyle kutlanırdı demeyeceğim ama şekilsel olarak nasıl kutlanırsa kutlansın köylüsüyle, kentlisiyle, Belediye Başkanı, Esnaf Odası, Ticaret Odası, Kaymakamı, Valisiyle herkes bugünü önemser ve en kalbi duygularıyla kutlamaya katılırdı. Şimdilerde böyle mi? Özellikle son 10 yılda kutlamaların şekli de değişti, ruhu da değişti. Halktan kopuk, bir kısım kamu görevlisinin zorunlu görev olarak icra ettiği, adeta yine mi 3 Nisan dedirten bir hâl aldı. Elbette bu durum sadece düzenleyenlerin kabahati değil hatta büyük oranda değil, vatandaşın odak noktaları kaydı (kaydırıldı) bir takım değerlerimiz önmesizleştirildi, yerine yeni değerler konuldu, halkımız sanki bazı eski değerlerine sahip çıkarsa günah işleyecekmiş gibi bir korkuya büründü (büründürüldü), bazı değerlerimiz siyasi bölünmüşlüğün sembolü olarak gösterildiği için halk sahip çıkmakta tereddüt etti, korktu (korkutuldu) hâl böyle olunca eskiyi özlemle andığımız adet yerini bulsun kutlamalarıyla geçiştirir olduk bu önemli günü.
Yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim; D.Ç. İşletmeleri Genel Müdürü Azmi Tılabar tarafından D.Ç. GENÇLİK KULÜBÜ adıyla ve gri-mavi renkleriyle D.Ç. arması altında 1938 yılında kurulan takım, bugün yine Demir Çelik sektörünün önde gelen temsilci(lerinin) elleriyle tarihe gömülmeye çalışılan Karabüksporun ta kendisidir. 1938 yılından bu yana spor camiasında hep var olan Karabükspor, tıpkı ruhsuzlaştırılan kutlamalar gibi tarihe gömülmek üzere büyük bir çıkmazın içine itilmiştir. Başka bir yazının konusu olmakla birlikte Karabükspor demek Karabük demektir, Karabükspor demek, emek, alınteri, mücadele, bağımsızlık demektir, Karabükspor bugün sadece bir futbol kulübü olarak görülebilir ancak bilenler bilir, Karabükspor demek Atatürk ilkelerine bağlılık, bağımsızlık mücadelesinin kendisi demektir.
Bugün 3 Nisan, yazımızda sizlere daha neşeli, eğlenceli, sevinç dolu mesajlar vermek isterdik ancak durum ortada, bu şehir Cumhuriyetin sembolü olmuş bir şehirdir, bu fabrikalar, bağımsızlığın sembolü olmuş fabrikalardır, bu takım, emeğin, alınterinin simgesi olmuş, bütün ülke tarafından adı saygıyla anılmış bir takımdır. Eğer biz Karabüksporu kaybedersek, 3 Nisan ruhunu kaybedersek, “Cumhuriyet Kenti Karabük” ruhunu kaybdersek, geçmişten gelen bütün değerlerimize lâyıkıyla sahip çıkamazsak gerçekte hangi değerlerimizi kaybetmiş olacağımız iyi düşünmemiz gerek.
Bugün adı ne olursa olsun, Karabük Demir Çelik Fabrikaları, ruhu olmayan sadece ticari bir emtia değildir, bir ruhtur, bir savaştır, bir semboldür.
Karabük Demir Çelik Fabrikaları, Büyük Önder Atatürk’ün işaret ettiği Tam Bağımsızlığın sancağıdır.



