“Neyi ciddiye almayalım?” dediğinizi duyar gibiyim. Tabii ki sağda solda saçma sapan yorumlar yapan, kendini üstat ilan etmiş boş konuşanları ciddiye almayacaksınız. Bu kişilere bir de “bazı kurumlar” eklendi ki bu durum daha da vahim tablo içeriyor. Bu kurumların temeli yurtdışına dayanan, “işinin suyunun da suyunu çıkaran”, “cream de la cream” kurumlarıdır. Yani “kaymağın da kaymağını” yiyecek olan piyasa bozucu kurumlar. Son zamanlarda dolar/TL kuru ile ilgili saçma sapan pek çok görüş işitiyordum. Ancak açıkçası pek ciddiye almıyordum. Buna son durumda yabancı kötü niyetli kurumlar eklenince bu yazıyı hazırlayıp kamuyu aydınlatmak farz oldu. Gelelim konuya… Neymiş “dolar kuru 2001 krizine göre halen ucuz değilmiş, yüzde 27 pahalıymış”. Buna baz olarak 2003 yılında icat olan “reel kur endeksini” 2001 öncesine göre programlayıp düzeltilmiş katsayılarla bu rakama ulaşılmış. Bak seeennn… Matematik nelere kadirmiş böyle (!). İyi de bu hesap kamuoyunu yanıltmaktan başka bir işe yaramayan, sadece teknik analizin çok küçük bir kısmını sorgulayan çok ama çok yüzeysel bir hesap. Peki, biz analizi genişletelim ve derinleştirelim… Aynı sonuca varabilecek miyiz? 2001 yılındaki kriz çıkmadan hemen önce Süleyman Demirel dönemin cumhurbaşkanı olarak 4 adet bankanın hazineye devredilmesini içeren kararnameyi imzalamış ve “içi boşaltıldığı” sonradan anlaşılan bu bankaların zararları hazineye devredilmiş oldu. Sonra “görev zararı” adı altında ele alınan devlet bankaları da zararlarını hazineye bırakınca, anayasa kitapçığının fırlatılması krizin tetikleyicisi olmuştu. Anlayacağınız o yıllarda bankacılık sistemimiz hastaydı, hem de ağır hastaydı. O krizden sonra kurulan TMSF ve BDDK sayesinde artık çok güçlü bir bankacılık sistemimiz var. Sektörde batık oranı sadece yüzde 3. Görev zararı konusu zaten mümkün değil, lügatten kalktı. Üstüne 2001 yılında çok bozuk bir kamu maliyesi vardı; borç dağları aşmıştı. Gayri safi milli hasılamızın yüzde 86’sı faiz ödemeye gidiyordu. Bütçe çok düşüktü. Yatırım yapılamıyordu ve büyüme oluşmuyordu. Şimdi ise bütçe açığı sadece yüzde 2. Bütçe disiplini çok yüksek ve çoğu ay hazine faiz dışı fazla veriyor. Bir de 2001 yılına kadar dalgalı kur sistemi yerine çok sakıncalı olan “sabit kur” rejimi uygulanıyordu. Kur devlet baskısıyla patlayana kadar sabit tutuluyor; ancak döviz rezervleri yetmeyince mecburen “devalüasyon” yapılıyordu. Birikimli yükseliş etkisi bir gecede yaşanınca, tüm makroekonomik göstergeler bir gecede yerle bir oluyordu. Krizlerin başlıca mekanizması devalüasyonlardı. Şimdi ise devalüasyon tanımını da unuttuk. Kur piyasa şartlarında kendiliğinden oluşuyor. Şimdi bunları yan yana koyun bakalım… Her tarafta kriz olsa ne yazar? Halen faizimiz yüzde 11 bile değil. Bütçe disiplini ve bankacılık sistemi çok düzgün çalışıyor. Kamu maliyesi çok sağlam. Kuru kuruya 2001 yılını baz alarak kurda ucuzluk tahmini yapmak ne kadar sağlıklı? Olsa olsa çok ilkel bir metot olan “toplumun algısıyla oynama” hareketi olarak değerlendirilir böyle bir yaklaşım. Ve hiç de ahlaki olmaz.



