Tek kelimeyle eşitlik istiyoruz: Fiili eşitlik; herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre. Özgürlüğün gerekçesi olarak, temel koşulu olarak. İŞTE BİZİM SAMİMİ OLARAK İSTEDİĞİMİZ ŞEY BUDUR!
KROPOTKİN, Anarşi Felsefesi-İdeali.
İnsan doğası hakkında yazılan birçok teori var, kimisi çok iyi diyor insan için, çünkü doğası gereği iyidir.-Locke- Kimisi de çok kötüdür insan diyor. -Hobbes- Şaşılacak şeydir ki insanın iyi ya da kötü olması da bir otoriteye bağımlı kılınıyor.-Toplumsal sözleşme kuramları- Bu bağlamda olaylara bakacak olursak, gelişen tüm ideolojiler insanı, doğasını, özgürlüğe bakış açısını anlamak adınadır aslında.
İdeolojiler temel tabanlı devrimlere bağlanmış. Anarşizm, Faşizm, Feminizm, Komünizm hepsi devrim yoluyla gerçekleşmiş ideolojiler. Hepsinin oluşum aşaması devlet-toplum-birey odaklı, devletin bireye verdiği olanaklar, bireyin istedikleri/istemedikleri, sınıf ayrımı, özgürlükler ve bu doğal hak olan özgürlüğün nasıl yaşanması gerektiği, bireylerin ve devletin istekleri çerçevesinde gelişmiş ve incelenmiş. Hepsi de döneme ve çıkarlara göre yorumlanmış bana göre.
Ben Türkiye’de çok kötü karşılanmış olanlara değinmek istiyorum. Çok farklı bir taban oluşmuş bizde. Evde ailenle oturduğun vakit karşıt bir fikir savunduğun anda anarşist misin sen? Anarşist? –elbette bu tepkiler görüşlere göre değişebiliyor-. Çok gülünç değil mi yahu, teorideki tanımına bakıyorum bambaşka, Türkiye ile ilişkisi çok başka. Hayır birkere Türkiye’de anarşist bir toplum devrim mi yapmış Veyahut halk tabanlı yaşanan bir devrim var da ben mi bilmiyorum. Toplum maalesef kullandığı kavramların tam anlamlarını bilmeden sert bir müdahaleye koşuyor. Ülkede yaşanmış bir devrim yok bilindiği üzere, -yukarıdan aşağı gerçekleşenleri saymaz isek, ki ben onlara devrim demiyorum, devrim halk tabanlı yaşanan, halkın istekleri doğrultusunda gelişme göstermesi halidir bana göre.- düşünüş elbette olabilir fakat toplumla bağdaşmayan bir söyleme bürünür. Bu durumda da toplumu ne kadar anlayabilir birey, tartışılır.
E çok devrim dedik, teorilere değindik mağdem bir tanesini yakından inceleyelim. Medyanın gözbebeği Ortadoğu bölgesindeki yaşanan devrimlere bakmak istiyorum.-Devrim sayarsak tabi- Tunus bölgesi, Arap baharına damgasına vuran ülkedir kanımca. Orada yaşanan devrim ne kadar halk tabanlı sayılır tartışılır. Ya da halk tabanlı da veyahut yukarıdan aşağı bir değişim devrim sayılır mı? Toplumun mu isteği önemlidir bu bağlamda yoksa devletin istekleri mi?
Tunus’ta yaşanan devrim hakikaten çok acayip, elbette dış etkenlerin etkisi çok yüksek. Bakıyorum devrimin ardından oruç tutmak yasaklanıyor, namaz kılmak, Cuma namazına gitmek yasaklanıyor. Ortadoğu İslam dininin en temel taşı bana göre, dinin ilk parladığı topraklar nihayetinde, ne acayiptir ki en sahiplenilmediği topraklar da Ortadoğu günümüzde.
Bu konuda halk ne istiyor, bu bir bilinmezlik. Bambaşka mezheplerin ve çatışmaların merkezi Ortadoğu, benim teorime göre halk bilincini kaybetmiş, çok fazla ayrım yaşamış kendi dinini, özgürlüğünü nasıl yaşaması gerektiğini unutmuş. -Devletin yol açtığı ve sürdürdüğü eşitsizlik ve baskı yok edilmediği müddetçe, doğal olan hakiki olan toplumsallık, karşılıklı yardımlaşma, gönüllülük temelinde bir işbirliği sağlanmadığı için, insan aklını ve yüreğini öldürerek topluma yabancı bir birey haline gelmiş. Özgürlüğünü unutuyor, yitiriyor. – Organik bir bütün olmaktan ziyade, bireyselciliğe adımını çok atmış.
Max Stirner devrim ile başkaldırı arasında bir ayrı yapmış. Şöyle ki; devrim, siyasal bir edimdir ve yani toplumsal düzen önerisi gündeme getirir. Halbuki başkaldırı bireylerin koşulları ve sonuçları dikkate almaksızın ayaklanmalarıdır. Devrim yeni düzenlemeleri hedefler; başkaldırı bizim için düzenlemeler yapılmasına artık izin vermemeye, düzenlemelerimizi kendi kendimize yapmaya yöneltir bizi ve ‘kurumlara’ büyük umutlar bağlamaz.
Yani Ortadoğu ülkeleri için artık devrim çok gerekmiyor –devlet o bölgelerde bir sembol olarak baş göstermekte artık- bence toplumların bir başkaldırı göstermesi lazım, sağlam bir başkaldırı. Dini kullanarak değil, özgürlüklerini, yaşayış şekillerini temel alan bir başkaldırı. -Çünkü artık düşünce sistemleri, inanışları bile özüyle bağdaşmayan bir toplum haline bürünmüş vaziyette- Ancak bu şekilde kendi aralarında bir uyum sağlayarak ve kendi isteklerini önemseyerek yol katedebilirler.-Tabi bu başkaldırı, batı eksenli olmayan, halk tabanlı olduğu vakit gerçeği yansıtabilir– Belki 10 yıl sonra gerçekleşir belki bir gün sonra.
Bekleyip, görelim uyanacakları zamanı.
Özgür DALÇIK
Uluslararası İlişkiler 3.sınıf



