Bankacılık sistemimiz dünyaya parmak ısırtacak bir sisteme sahip. Geçmişi çok temiz. Sicil olarak hiç temerrüde düşmedi. Notumuz çok fazla kırıldığı zamanlarda bile (temerrüd-çöp seviyesi) borçlarını düzgünce ödeyebildi. En son 2000 yılında Zekeriya Temizel’in kurduğu Masak ve BDDK ve Kemal Derviş’in kurdurduğu TMSF ile çok daha kuvvetli bir görünüm aldı. Batakların önüne geçildi, risk sistemleri devreye konuldu. Banka içi boşaltmak imkansız hale geldi. Bu konuda son gelişme de kredi garanti fonunun daha da yaygınlaşması ve kullanılır hale gelmesi oldu. Bankacılık sistemi bir ülkenin ana büyüme motoru olduğu için, çok dikkat ve titizlikle yönetiliyor. Özellikle son zamanlarda Basel kriterlerinin dibine vuran (!) Avrupa bankacılık sistemine uyum için kriterler sıkıştırıldıkça sıkıştırılıyor. Sanki Avrupa’da çok yüksek bir standart ve büyüme oranı varmış gibi, şartları germenin ve zorlamanın sınırına dayandılar. Sonuçta, Basel -3 kriterleri ile birlikte bankaların kredi vermesi daha da zorlaşacak. Çünkü kredi almaya hak kazanan mükemmellikte (!) iş insanı ve kurum kalmadı… Hemen her firmanın sicili bozuk, mutlaka bir yerlere borcu var. Ya da ödenmesi gecikmiş kredisi. Bu yüzden kredi bulmak zorlaşıyordu. Kriterlerin de sürekli sıkıştırılması iyi olmayacaktı. Devletimiz sicil affı uygulamasını devreye koyuverdi. Bu ibraz hem bankaların hem de kullanıcı firmaların elini rahatlatacak. Bir de geçtiğimiz hafta Sayın Mehmet Şimşek ile bankaların tepe yöneticileri buluştu. Kredi garanti fonu aracılığıyla, bankaların batık kredilerinin oldukça hatırı sayılır kısmına devlet ödemesi garantisi geldi. Bankalara özellikle de “kredi isteyene kredi verin, işlerini kurtarma ışığı gördüyseniz, firma kurtulabilirse kredi vermekten çekinmeyin. Kriterleri boş verin, hak ettiğine kanaat getirdiyseniz, kredi verebilirsiniz” mesajı verildi. Bunlar çok güzel gelişmeler. Keşke kriz patlamadan yapılsaydı da demeden edemeyeceğim. Neyse ki, 2017 yılında Kosgeb aracılığı ile de ciddi bir kredi kullanımı olacaktır. Bankalar da gevşediğinde, ortaya yeniden üretip-tüketen ve ekonominin çarklarının döndüğü bir sistem çıkabilir. Özetle, döviz kurundaki volatilite geçip, herkes önünü görmeye başladığında yatırım hesapları daha da ciddi olarak yapılacak ve fırtına sonrası hasar tespitine girişilecektir. Bir diğer husus ise çevremizdeki ateş çemberinin bu sene sönüp sönmeyeceği. Benim şahsi fikrim söneceğine dair oluşuyor. Başkan Trump bu cuma koltuğuna oturuyor ve Ortadoğu coğrafyasına bambaşka bir soluk getirecek gibi görünüyor. Gerçekten ülkemiz çok kritik bir yerde bulunuyor. Bir tarafta Avrupa, medeni, çağdaş ve müreffeh bir toplum iken, diğer tarafta zengin ama farkında olmayan, sürekli savaş ve pislik içinde olan bir Ortadoğu toplumu. Türkiye bu ikisi arasında en önemli köprü vazifesi görüyordu. Ancak şu an köprünün Ortadoğu kısmı kapalı olduğundan köprünün bir anlamı da kalmadı. Dileriz ilerideki günlerde köprünün diğer ucu kendine gelir ve yine köprü vazifemizi en iyi şekilde yaparız. Durum umut verici hal almaya başladı ancak tam çıkış için daha zaman var.



