Pek çok tehlikeli hastalığın habercisi olan metabolik sendrom Türkiye’de ve Dünya’da yaklaşık her üç kişiden birinin sorunudur. Kadınlarda erkeklere göre 1,5 – 2 kat daha sık rastlanmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) tanımına göre bir kişide metabolik sendrom olduğunu söyleyebilmemiz için biri bel çevresindeki genişleme olmak üzere şu beş kriterden en az üçü birlikte olmalı: 1. Şeker hastalığı veya gizli şekerin varlığı. (Gizli şeker hakkındaki yazıma, özellikle de tanı koyma kısmına kısaca bir göz atmanızın tam sırasıdır.) 2. Kan basıncının 130 / 85 mm Hg veya daha üstünde olması. 3. Trigliserid düzeyinin 150 mg veya üzerinde olması. 4. HDL değerinin kadınlarda 50 mg’ın, erkeklerde 40 mg’ın altında olması. 5. Bel çevresi genişliğinin kadınlarda 80 cm veya üzerinde ve erkeklerde 94 cm. veya üzerinde olması. Şeker hastalığı, iyi tedavi ve takip edilmezse başta kalp damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığın ve erken ölümlerin nedenidir. Hipertansiyon da öyle… Kanda trigliserid yüksekliği ve iyi huylu kolesterol olarak tanımlanan HDL düşüklüğü de risk yaratmakta. Kilolu olmak zaten başlı başına bir hastalık üreticisi durumunda. Bu durumların her biri kalp damar hastalıkları riskini arttıran etkenler arasında oldukları için bir araya geldiklerinde risk çok daha yüksek olmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu’na göre metabolik sendromu olan kişilerde kalp krizi ve felç ihtimali, böyle bir sorunu olmayanların üç katıdır. Her üç şeker hastasının ikisinde aynı zamanda hipertansiyon olduğunu da bu vesileyle belirtmek istiyorum. Tüm bu olumsuzlukların bir araya toplanması elbette rastlantı olamaz. Bu tehlikeli işbirliğinin ortak bir nedeni veya nedenleri olmalı. Genetik yatkınlığın metabolik sendromda bir etken olduğuna hiç şüphe yok ama bütün olumsuzlukları genetiğe bağlamak da mümkün değil. Zaten tek neden genetik olsaydı, en azından bugünkü bilgilerle yapılacak pek bir şey olmadığını peşinen kabul etmek zorunda kalırdık. Fakat hareketsiz yaşam, dengesiz ve hatalı beslenme, sigara ve alkol kullanımı, bedensel ve ruhsal streslerle bu sendromun hızlandığı da apaçık bir gerçek. İnsülin direnci tüm olumsuzlukların merkezinde gibi görünmekteyse de bu konudaki tartışmalar devam etmekte. Eskiden daha çok orta yaştaki kişileri ilgilendirmekte iken şimdi 15 yaşındaki çocukların ve ailelerinin bile derdi haline geldi metabolik sendrom. Tablet bilgisayar, cep telefonu veya televizyon karşısında tek kelime bile konuşmadan saatlerce oturan ve bir yandan da habire unlu, yağlı, şekerli veya tuzlu bir şeyler atıştıran çocuklar yakın gelecekte kalp, beyin, böbrek başta olmak üzere pek çok hastalığa yakalanmaya aday durumdadırlar. Özet olarak belirtmek isterim ki sınırda bile olsa şeker hastalığı, yüksek tansiyon, 150 mg ve üzerinde trigliserid düzeyi, erkeklerde 40 mg. dan, kadınlarda 50 mg dan düşük HDL değerinin yanı sıra bel çevresinde genişleme olanlar kalp krizi ve felç başta olmak üzere ciddi kalp damar hastalıkları riski ile karşı karşıyadırlar. Bunlara ek olarak ailelerinde de benzer sorunlar varsa risk çok daha ciddi boyutlardadır. Bu kişiler acilen yaşam biçimlerini değiştirmek zorundadırlar. Yaşam biçimi değişikliği konusunda da bir yazı yayınlamayı planladığımı belirterek sağlıklı ve mutlu günler diliyorum sizlere



