Reklam Alanı — Gövde Üst Bu alana reklam ver

SONU OLMAYAN MESELE KIBRIS!

Karabük Haber Avatarı
Karabük Haber tarafından
18 Mart, 2017 16:54 tarihinde yayınlandı
0
0
Tıklanma: 12
Okuma Süresi: 4dk
Cengiz Ünal

Dünyanın kimi zaman en çalkantılı, kimi zaman refah içinde yaşayan ülkesi Kıbrıs, Geçmişe

dönüp baktığımızda meselelerin bazen gündem boşluğunda bazen de devletlerin çıkarları söz

konusu olduğunda ortaya çıkması Kıbrıs’ın Uluslararası alanda devletler için ne kadar mühim bir

konumda olduğunun habercisidir.

Geçmişten günümüze Kıbrıs’ın durumunu incelemeye kalksak elbette bir yazı ile yeterli

olmaz, biz bizi ilgilendiren kısmı ile ilgileneceğiz. Türkiye için Kıbrıs ne demek, teşkil ettiği konum ve

niçin Türkiye’nin her daim elinde bulunmalı sorularına cevap arayacağız. Şimdi Kıbrıs ile ilgili ksa bir

tarihi yolculuğa çıkalım.

Kıbrıs’ın tarihini kronolojik olarak 1878-1960 arası değerlendirmek mümkündür. 4 Haziran 1878

anlaşması gereği İngiltere fiili olarak Kıbrıs’a yerleşmiştir ancak hukuki olarak hala Türkiye’ye

bağlıdır. 1914 yılına gelindiğinde ise İngiltere 1. Dünya Savaşı’nı bahane ederek Kıbrıs’ı ilhak ettiğini

duyurmuştur. 5 Kasım 1914 tarihli Lozan’da ise ‘’Türkiye, Britanya Hükümeti tarafından Kıbrıs’ın 5

Kasım 1914’te ilan olunan ilhakını kabul eder’’. Diyerek basına duyurmuştur. Böylece 1950’li

yıllarda Kıbrıslı Rumlar örgütlenip İngiliz yönetimine karşı şiddet eylemlerine başlayıncaya ve

Yunanistan’la birleşmek isteyinceye ( Enosis) kadar, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde Kıbrıs diye bir

sorun var olmamıştır. Öyle ki Kıbrıs’tan Anadolu’ya göç sağlanmaktaydı, Bu göçler teşvik edilirken

Ada’daki nüfus dengesinin Türkler aleyhine bozulduğu da hiç önemsenmemişti. Çünkü

Cumhuriyet’in kurucu liderleri olan Atatürk de, İsmet İnönü’de, Osmanlı’nın son dönemdeki

felaketlerinden ders almışlar ve dış siyasette, dünya konjonktürüne ters düşmemeyi, anlaşmalara

kesin olarak uymayı, sıcak anlaşmazlıklardan uzak durmayı temel çizgi olarak benimsemişlerdi. Bu

çizginin üzerindeki süreçte Türkiye Misak-ı Milli sınırları içerisinde bulunan bazı topraklardan

Lozan’da feragat etmiş, 2. Dünya Savaşının dışında kalmış, 1947’de ‘’12 ada’’ nın Roma Anlaşması

ile İtalyanlardan alınarak Yunanlılara verilmesine tepki göstermemişti. Türkiye çizgisini Kıbrıslı

Rumların İngiltere’ ye başkaldırısı üzerine bozacaktır. Kıbrıs iç siyasetinde ipoteği haline gelmiştir

artık. 1950’lilerde Yunanistan’ın Enosis 1 söylemleri, İngiliz yönetimine karşı şiddet eylemleri ile

tırmanırken, Türkiyede’de ‘’Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak’’ ve ‘’Ya Taksim 2 Ya ölüm’’ şeklinde

değiştiği de görülmektedir. Ancak Türkiyede’ki gelişmeler acı sonuçlar doğurmuştur. Bakınız; 6

Eylülde, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba konduğu haberinin hükümet taraftarı İstanbul Ekspres

gazetesinin ikinci baskısında yer alması üzerine (bu baskıyı yapan yazı işleri müdürü G. Sipahioğlu

haberin daha önce Anadolu Ajansında verildiğini söylemiştir) Kıbrıs Türktür Derneği İstanbul’da bir

miting düzenleyerek polisin tamamen seyirci kaldığı bir ortamda çoğunluğu Rumlara ait azınlıkların

mallarının, kiliselerinin ve okullarının hedef alındığı yıkma, yakma ve yağmalama eylemlerine

dönüşmesi Türkler ve Rumlar arasındaki barışı zedeleyecektir.

Benzer olaylar aynı gün İzmir’de de yaşanmıştır. Yunan konsolosluk binası ile Yunan

pavyonları yakılarak, azınlık ve Levanten evleri yağmalanıyor. Dönemin başbakanı Menderes

İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan ediyor. 6-7 Eylül olaylarının bilançosuna baktığımızda, birkaç

1 Enosis,  1930’lu senelerde Birleşik Krallık idaresinde bulunan Kıbrıs adasının "Yunanistan'a bağlanması" anlamında kullanılmıştır. Genel

anlamı ise politika açısından "bir ülkenin sınırlarına dahil olma, birleşme" anlamına gelmektedir.

2 Taksim, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974'teki Harekatı'ndan önce Kıbrıs'ın ve 1974'ten sonra Kıbrıs'ın kuzeyinin bir il olarak Türkiye'ye

katılmasını hedefleyen düşünce.

yaşlı Rum ölmüş, 35 kişi yaralanmış, toplamda 5622 bina tahrip edilmişti. Asıl fena olan durum ise

Türkiye’nin uluslararası alandaki prestijiydi ‘’Barbar Türkler’’ sloganı her tarafa yayılmıştı. Dış

güçlerin Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde yer almaması düşüncesi yaratılan algıdan kolaylıkla

anlaşılmaktadır. Türk hükümeti olayların ardından üzüntülerini bildirse de artık etiket bir kez

yapışmıştır. 6-7 Eylül olaylarının sorumluları ise hala açığa kavuşmuş değildir.

İNGİLTERE’NİN KIBRIS ÖNERİLERİ VE TÜRKİYE’NİN TAKSİM TEZİNİ BENİMSEMESİ

Yunanistan’ın Kıbrıs’ı genel kurulun gündemine sokma başvurusu BM’de 1955’te

reddedilmiştir. 6-7 Eylül olaylarında Atina ile Ankara arasındaki ilişkilerin kopma noktasına gelmiş

olması da göz önüne alındığında tüm bu gelişmelerin Kıbrıs’a olumsuz yansımaları kaçınılmazdır.

Türk ve Rumlar arasında karşıt partiler kurulup, görüşler belirtilirken Lefkoşa’da ilk kez iki

toplumun oturduğu kesimler arasına bariyer çekilerek kentin ikiye ayrılması hadisesi yaşanmıştır.

Bu konumda İngiltere hükümeti Mısır’da yaşanan gelişmeler dolayısıyla adaya duyduğu gereksinimi

dile getirmek yerine, self determinasyon ilkesinin Kıbrıs’a uygulanmasının önündeki engel olarak

Türkiye’yi göstermekle meşgul ediyordu gündemi. İngiltere Ada’daki konumundan vazgeçmek

istemiyordu. Çünkü, İngiltere bir sanayi ülkesidir, sanayi demek petrol demektir, petrol demek

Kıbrıs demektir. Kıbrıs yoksa İngiltere’de bitmiş demektir.(Dönemin sömürge yarışında)

Fakat İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki isteği yetersiz kalacaktır. Süveyş harekatının İngiltere

açısından başarısızlığı Kıbrıs’ın kaderinde bir dönüm noktası olmuştur. 1957 Eisenhower Doktrini ile

bilgede Batı’nın çıkarlarını kollama görevini İngiltere ABD’ye devretmektedir.

Stratejik bir konum söz konusu olduğunda ve o ülkenin kısmi zenginliklerinin bulunduğu

vakit söz hakkın maalesef ne o devlete ne devletin taban topluluğunda yaşayan halka verilmemesi

durumu, dünya üzerinde yaşanan en acımasız hareketlerden biridir. Döneme göre incelediğimiz

vakit Kıbrıs üzerinde tam 3 devletin varlığını sürdürmek istediğini görmekteyiz. 1.si elbette İngiltere

2.si dönemin ideolojisi olan komünizmi yayma çabası içerisinde olan SSCB, 3.sü güçlü Amerika ve

kendi içerisinde çırpınmaya çabalayan iki devlet; Türkiye ve Yunanistan.

Yunanistan’ın 12 adayı alması, aynı zamanda komünizmi benimsemesi ve megali idea 3

inancı elbette Kıbrıs’ta söz hakkı bulunan devletleri korkutmuştur. Yunanisan’ın büyümesinden

korkan güçlü devletlerin hamlesini afişe etmek zor değil. Elbette günümüzde Ortadoğu’da

uyguladıkları politikayı, o dönemde hiç değiştirmeden Kıbrıs üzerinde uygulayacaklardı ‘’böl ve

yönet’’ politikası, yaşayan iki topluluğu; Rumlar ve Türkleri birbirine düşürerek orada sömürge

yarışına devam etmek isteyen 3 güçlü devlet, amaçlarını gerçekleştirmiş durumdadırlar. Kıbrıs

meselesinin çözüme asla ulaşmadığını ve meselenin tekrar gündeme taşınacağını Güney Kıbrıs Rum

Yönetiminin tüm dünya devletleri tarafından tanınmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hiçbir

devlet tarafından tanınmamış olmasından anlamaktayız. Sorun geçmişte tamamıyla çözüme

kavuşmuş olsaydı Kıbrıs üzerinden ne bir ikilik sağlanması söz konusu olurdu, ne de Türkiye

tarafının tanınmaması durumu. Kıbrıs üzerinde söz hakkı bulunan devletlerin çıkarlarına ters düşen

durumun gerçekleştiği aşikârdır. Fakat hususi fikrim olarak Kıbrıs stratejik durumu ve içerisinde

3 Megali İdea ya da Megalo İdea (Yunanca: Μεγάλη Ιδέα "Megali Idea", "Büyük Fikir"), Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alarak, Bizans

İmparatorluğu’na son verdiği günden beri yürürlükte olan bir Yunan ülküsüdür. Bizans İmparatorluğu’nu bir Helen İmparatorluğu olarak

kabul eden Yunan milliyetçileri, Megali İdea adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizans’a ait olan tüm toprakları yeniden elde

ederek, Konstantinopolis (İstanbul) başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal etmektedirler.

barındırdığı doğal zenginliklerinden ötürü, dönemin güçlü devletlerinin çıkarlarına ters düştüğü

müddetçe ne kadar anlaşma yapılırsa yapılsın, çözüme ulaşması mümkün olmayacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

KARDEMİR, METALEXPO’DA ÇELİKTEKİ GÜCÜNÜ GÖSTERDİ

Karabük Haber Avatarı
Karabük Haber tarafından
21 Eylül, 2026 12:58 tarihinde yayınlandı
0
0
Tıklanma: 101
Okuma Süresi: 2dk
Cengiz Ünal

Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları (KARDEMİR), demir-çelik sektörünün önemli organizasyonlarından biri olan MetalExpo Fuarı’nda üretim gücünü, yeni ürünlerini ve çelik sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesini tanıttı.

Fuarda KARDEMİR standı, müşterilerden tedarikçilere, kamu ve özel sektör temsilcilerinden sektör profesyonellerine kadar çok sayıda ziyaretçiyi ağırladı. Yapılan görüşmelerde şirketin ürün portföyü, yeni çelik kaliteleri ve farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen ürünler ele alındı.

KATMA DEĞERLİ ÜRÜNLER ÖNE ÇIKTI

MetalExpo’da KARDEMİR’in uzun ürün grubundaki geniş ürün yelpazesi de ziyaretçilere tanıtıldı.

Şirketin 4,5 ile 56 milimetre arasında kangal üretimi gerçekleştirdiği belirtilirken, özellikle kalın kangal üretimindeki konumuna dikkat çekildi. Ağır profil üretiminde de Türkiye’deki güçlü üreticiler arasında yer alan KARDEMİR, S355JR ve S355J2 kalite ağır profillerinin yanı sıra sanayinin farklı alanlarında kullanılan SBQ ürünlerini de fuarda sektör temsilcilerine sundu.

KARDEMİR’in inşaat çeliğinde 60 yılı aşan üretim tecrübesi de fuarda öne çıkan başlıklardan biri oldu.

Fuarda gerçekleştirilen görüşmelerde müşterilerin teknik beklentileri, yeni ürün ve kalite geliştirme çalışmaları ile yurt içi ve yurt dışındaki yeni iş fırsatları değerlendirildi.

KARDEMİR’İN 1937’DEN BUGÜNE UZANAN HİKÂYESİ

MetalExpo’da sadece KARDEMİR’in bugünkü üretim gücü değil, şirketin 1937 yılında başlayan sanayi yolculuğu da ziyaretçilerle buluşturuldu.

Çeliğin Hikâyesi Bizimle Başladı, Bizimle Gelişiyor” temasıyla hazırlanan fotoğraf sergisinde KARDEMİR’in kuruluşundan ilk üretimine, yatırım dönemlerinden teknolojik dönüşümüne kadar geçen süreç fotoğraflarla anlatıldı.

Sergide fabrikanın yıllar içerisindeki değişimi ve üretim teknolojilerindeki gelişimin yanı sıra KARDEMİR’de farklı dönemlerde görev yapan çalışanların fotoğraflarına da yer verildi.

Böylece KARDEMİR’in sadece üretim tesisleri değil, yıllar boyunca bu üretime emek veren çalışanları da uluslararası bir fuarda ön plana çıkarıldı.

KARDEMİR, fuar boyunca gerçekleştirdiği temaslarla mevcut iş birliklerini geliştirmeyi, yeni iş fırsatlarını değerlendirmeyi ve katma değerli çelik ürünlerinde üretim gücünü daha da artırmayı hedeflediğini ortaya koydu.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.