esengul gulduz
•Masallah yiyenime allah basirilarinin devamini getirsin guzel kuzum

İnsan toplum içerisinde belli kalıplara sokularak tek tipleştiriliyor. Farklılıklara ve çeşitliliğe tahammül en azami seviye de ne yazık ki. Toplumun insanlara atfettiği ve baskıladığı değer kalıpları insanı kendi kabuğuna çekebiliyor. Kabuğu içerisinde tek tipleşen insan ise düşünemeyen ve sorgulayamayan birey halini alıyor. Böylece döngü devam ediyor. Farklı düşüncelerin olmadığı, hep aynı düşünen, aynı konuşan ve aynı olanı üreten insan tipi!
Toplum ne der? Fikri beyinlerde en sağlam köşeyi almış durumda. İnsan zihnini kurcalayan en saçma düşüncenin bile bir tohum misali kök salıp yeşermesi, en güzel olağanlardandır diye düşünüyorum. Burada dikkati çekmek istediğim husus, toplumun baskısından ötürü fikirlerini rahatça sunamayan insanların çokluğu ve bu durumun aşılması için yapılacak olan zihin temizliği. Misal, otobüste hiç tanımadığımız birisinin yaşlı birine yer vermesi, hoşa giden bir harekettir. Peki hiç düşündük mü acaba bu basit hareketten bile ne çıkarmamız gerektiğini? Kimisine sorsan ne ‘ne var ki bunda, zaten yapması gereken bir hareketti’ tepkisiyle karşılaşabileceğimiz olayları dahi düşünüp bir şeyler çıkartabilmek, çokça düşünebilmeyi beraberinde getirecektir. Böylece küçük bir mesele demeden her yaşanışı idrak edebilmek, üzerine kafa yorabilmek hem düşünce dünyamızı zenginleştirir hem de aynı olay üzerine farklı yorumlar ortaya koyabilmemizi sağlar. Ergenliğe yeni girmiş bir lise öğrencisini düşünelim. Arkadaşlarına kendini kanıtlamak için sigaraya başlayan çocuklar toplumumuzda var olan bir kısım. Sırf arkadaşları tarafından kabul görmek adına bunu yapabilen bir çocuğun, ileride hayata atıldığı vakit yapabileceklerini göz önünde bulundurmak gerekir. Kendisini ifade edebilmek adına giriştiği bu durum, arkadaş ortamının verdiği tahakkümden kaynaklanmakta. Bunun yanlış olduğunu, yapılmaması gerektiği söylemesi yüksek ihtimalle hor görülmesine sebep olacağından dolayı, kendini onlara benzetecektir. Böylece karşı koyamadığı ve kendini ifade edemediğinden ötürü hem yanlış bir harekete adım atmış olacak hem de psikolojik olarak iyi hissettiğini sanacak, aslında sahte bir iyi hissetme şekli olacaktır bu. Dayatmaların, toplum ve birey ikilisini nasıl etkilediğinin en asgari örneğini bu şekilde görebiliriz. Toplumsal zihin, insanlara dayattıklarından ötürü çekimser
birey tipini meydana getirerek, onları belli düşüncelerin tahakkümü altına sokuyor. Böylece düşüncesini ve isteklerini hatta farklılıklarını ifade edemeyen birey, toplumda yalnızca bir sembol işlevi görüyor. Karar alma aşamasına katkısı olmayan fakat varlığının zorunlu olduğu bir kalabalıktan ibaretmiş gibi. Platon’un mağara teorisini ilk okuduğumda hatırıma gelen durumlar da yazdıklarım olmuştu. Düşündürmüş ve sorgulatmıştı.
Teoriye göre; “Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş şekilde oturmaya mahkûmdurlar. Başlarını da arkaya ve sağa sola çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların, hayvanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. Bu mahkûmların sahip oldukları bilgi, onların gözleriyle ve kulaklarıyla kazandıkları duyusal bilgidir ve bu görsel bilgi duvardaki gölgelerin, yani görünüşlerin bilgisidir. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür. Kendide gördüklerine inanamaz ve İnsan için yanılgılardan kurtulmak, eski alışkanlıkları terk etmek çok güç olduğundan, o muhtemelen yeni duruma alışamayacak ve daha önce görmüş olduğu şeyler, ona daha gerçek görünmeye devam edebilecektir. Tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin yansıma olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkânsızdır.”
Mağaraya zincirlenmiş insan, toplumun bir parçası olan fakat bireyselleşememiş, farkındalığı gelişmemiş kişiyi temsil eder.
Mağara, toplumu simgeler.
Zincir, toplum içerisinde bireyi sınırlayan kalıplar ve kurallardır. Bunlar insanın kendi düşüncelerini ifade edebilmek bağlamında özgürleşmesinin önünde ki engellerdir.
Gölgeler ise, toplum tarafından belirlenen ve benimsenen sorgulanmamış kabullerdir.
Arkalarında ki ışık kaynağının, bir nevi gerçek dünyanın mağara duvarlarına yansıyan ışık olduğu, sadece hakikat ışığının yansımasıyla kendi gölgelerini görebildikleri sahte ışıktır. Yani yalnızca yansıma olarak kendi gölgelerini
görebilen insanlar, bu gölgelere bakarak yetinmekte ve hayatlarını bu şekilde sürdürmektedirler. Bu durum bir nevi sorgulamanın olmadığı sürü psikolojisine benzetilebilir.
Kendi fikirlerinin önemini idrak edip düşünerek hareket edenler kendi yollarını bularak bu gölgelerle yetinmezler. Zincirlerden kurtulmak ne kadar zor ve acı olsa da, kendi hakikatini bulan insan için hayatın gerçek anlamı vücut bulmuş olur. Zincirlerinden kurtulan insan işte o noktada bireysel özgürlüğüne kavuşmuş olacaktır. Bu kimselerin gördüklerini geri dönüp mağaradakilere anlatması ve inandırması zor olacaktır. Mağarada ki insan için dayatılan fikirleri kabullenme, düşünmeme hastalığı artık alışılmış olmuştur. Çünkü bağlılık ve karanlık rahattır. Oysa gerçekleri görmek ve ışığa dönmek cesaret ister. İşte bu örnekten de anladığımız üzere, toplumda kabul görülen genellemelere karşı irdeleme ihtiyacı duymazsak eğer, dayatılan fikirler karşısında yalnızca yetinmekle kalırız. Her insanın bu durumu kabullenmesiyle de netice olarak ortaya yalnızca yaşamak için yaşayan tek tip bir toplum ortaya çıkacaktır. Aynılık demek, bir toplumun ilerleyememesi, yerinde sayması demektir. Düşünen insan, var olmaya çoktan başlamıştır bile. Düşünmeli günler dilerim!

Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen trafik kazasında ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 3 aylık Umay Melek Kocakurt, gözyaşları içerisinde son yolculuğuna uğurlanarak toprağa verildi. Jandarma eşliğinde cenaze törenine katılan tutuklu babanın bebeğinin tabutunu kucağında taşıdığı anlar yürekleri dağladı.
16 Eylül 2026 tarihinde Amasra ilçesine seyir halinde olan H.K. (73) idaresindeki 78 BL 591 plakalı otomobilin kontrolden çıkarak istinat duvarına çarptıktan sonra devrilmesi sonucu meydana gelen kazada ağır yaralanan 3 aylık Umay Melek Kocakurt tedavi gördüğü Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde dün hayatını kaybetti. İşlemlerinin ardından Atatürk Devlet Hastanesi’nde yapılan otopsisi tamamlanan Umay bebeğin cenazesi memleketi Karabük‘e getirildi. Aynı kazada annesini de kaybeden talihsiz bebek için Beşbinevler Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Elif Camii’nde tören düzenlendi. Öğle vaktine müteakip kılınan cenaze namazının ardından bebek Kocakurt, gözyaşları içerisinde son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze törenine jandarma eşliğinde katılan tutuklu baba, bebeğinin tabutunu kucağında taşırken o anlar yürekleri dağladı. Umay bebek annesi Cansu Kocakurt’un mezarının yanında toprağa verildi.
esengul gulduz
•Masallah yiyenime allah basirilarinin devamini getirsin guzel kuzum