Gelenek, tanım olarak geçmişle olan bir bağlantı, öteden beri yapıla gelen alışkanlıklar olarak adlandırılır. Dünya üzerinde bulunan birçok ülke vardır ve onların geçmişlerine ait elbette bir kültürleri bulunmaktadır. Türkiye her ne kadar geleneklerine bağlı bir ülke gibi gözükse de aslında çok kolay değişime uğramaya müsaittir. Bunu yeni akıl çağına erişmiş bir çocuğun yönlendirilişi gibi görebiliriz.
Türkiye, her ne kadar rejim olarak değişmiş gözükse de, yönetim sistemi olarak geleneklerinden vazgeçmediğini görmekteyiz. Fakat Tanzimat’tan bu yana hep bir Batı seviyesine ulaşma isteği dönemin tüm aydınlarında bulunmaktadır. Oysa ki dönüp kendi içimizde ki güzelliklerin farkına varmış olsak, sırtımızı dönmemiş olsak, çok daha güzel şeyler elbette ortaya konulabilirdi. Bu bağlamda batılılaşmanın getirilerini, dönemin artıları-eksileri olarak düşünmek en doğrusu olacaktır.
Peki Batılılaşma nedir? Batılılaşma, dünya toplumlarının sanayi, teknoloji, hukuk, siyaset, ekonomi, yaşam tarzı, beslenme, giyim, dil, felsefe ve değerler gibi alanlarda Batı kültürünü benimsemesini sağlayan süreçtir. Tanımda görüldüğü üzere, yaşam tarzı, felsefe gibi alanlarda bu kültürün benimsenmesi isteniyor. Peki Göktürklerden gelen geleneklerimize baktığımızda Türkiye ile Batı kültürü ne kadar uyuşuyor?, Yanlış Batılılaşma nelere yol açıyor? Evvela bu soruların cevabının doğru bir şekilde verilmesi gerekir. Dünyanın istediği sistem içerisinde tek bir düşüncenin hakim olması, tek bir yemeğin yenilmesi, tek bir giyim tarzının benimsenmesi istekleri hakimdir. Oysa ki Türkiye Doğu-Batı olarak farklı gelenek-göreneklere, farklı bakış açısı ve yaşam tarzına sahiptir. Batının devrim yoluyla yaşadığı değişimi, Türkiye sistemi bir anda pasif devrim şekliyle sosyal hayata uygulamaya çalışmıştır. Bu durum gelecek nesillerin tarihini araştırma isteğini yok ederek, yeni fikirlerden uzak kalarak herkes ile aynı düşünceye sahip olmasına yol açmıştır. Televizyon denilen kapalı kutuya insanların hapis kaldığı, bilgisayar oyunları ile sosyal işçi denilen sürece geçilmesi, yeni fikirler üretebilecek gençleri, dört duvar arasında bir fikre sahip olmayan, sunulan her şeyi kabul eden insan tiplemesine dönüştürmüştür. Yanlış Batılılaşma, televizyon ekranlarındaki yanlış insan tipleri, artık o toplumun kültürünü yansıtır hale gelmiştir. Bakınız: Osmanlı’dan bu yana kadının değeri ile günümüzde kadının bir meta olarak medya üzerinden kullanılması, Türk toplumunun kültürü ile ne kadar uyuşmaktadır.( Kapitalizm ile birlikte kadının bir obje olarak görülmesi durumu)
Kendi değerlerimize sırtımızı çevirmek yerine, Tanzimat’tan bu yana kapattığımız sandığımızın ağzını açmanın vakti çoktan gelmiştir. Bunun en kolay, en sağlam yolu ise kendi tarihimizi, insana davranış şeklimizi, İslam dininin verdiği ahlaki değeri, toplumun bireye dayattığı öğretiyi umursamadan, yanlış batılılaşmayı doğru bir şekilde yorumlamaktan geçmektedir.


