Reklam Alanı — Gövde Üst Bu alana reklam ver

Virüs ve Ötesi ve Öncesi

Karabük Haber Avatarı
Karabük Haber tarafından
17 Nisan, 2020 09:51 tarihinde yayınlandı
0
1
Tıklanma: 54
Okuma Süresi: 4dk
Cengiz Ünal

Dizimde yaklaşık beş yıl öncesine dayanan, halı sahadan kalma bir problem vardı. Daha önce birkaç kez ameliyat teşebbüsüm olsa da çeşitli nedenlerle ve arkadaşlarımın da etkisiyle vazgeçmiştim ancak son zamanlarda özellikle dizime yüklenince artan ağrılar ve şişlikler neticesinde bu işi çözmem gerektiğine karar vererek doktoruma müracaat ettim. 2019 yılının son günlerinde tetkikler neticesinde ameliyata karar verildi ancak yıl sonu işleri, yoğunluk derken ben ameliyat günü beklemeye başladım.

Bu süreçte elbette önümüzdeki günler, aylar ve hatta yıllar için planlar yapmaktan geri durmuyordum/durmuyorduk. 2. Karabük Bisiklet Festivali için tarihler belirleyip çalışmalara başladık, yaz dönemi için tur planları, kamp planları yaptık, bu arada okulumuzla ilgili çalışmalar yapıyor, projeler hazırlıyor, yurt dışı staj programları yapıyorduk. Günlük haberleri izlerken Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan bir virüsün orada yaşayan insanların hayatını nasıl etkilediğini izliyor, “yemeseydiniz o yarasaları, kedileri, köpekleri, bak gördünüz mü” diyerek bazen içimizden bazen de sesli eleştirilerimizi sıralıyorduk. Fırtınanın bize doğru geleceğini neredeyse hiç tahayyül edemedik o vakitlerde.

Hayat her zamankinden hızlı akmaya devam ediyordu, ne pazartesinin sendromu bitiyordu, ne cumanın ne zaman geldiğini anlayabiliyorduk. Hayatın telaşesi hiç bitmiyordu, işler, hobiler, bisikletler, telsizler, projeler, alınanlar, alınacaklar, verilecekler sıraya girmiş, 24 saat yetmez olmuştu sanki. Halbuki Dünya var olduğundan bu yana aynı hızla dönüyordu, neyin telaşıydı bu? Hani teknoloji bize kolaylıklar getirmişti? Eskiden çok zaman alan işler şimdi saatler hatta dakikalar içinde halloluyordu, bize daha çok zaman kalması gerekmiyor muydu? Neden artık zaman bize yetmiyordu? Eskiler anlatırlardı ne kadar yokluk içinde olduklarını ama bir o kadarda mutlu olduklarını. Neden varken bile aldıklarımız bizi tatmin etmiyordu? Eşyadan adım atacak yerimiz kalmamışken neden mutlu olamıyorduk eskiler gibi? Bu işte bir terslik vardı. Dost meclislerinde, çay sohbetlerinde dile gelen bu serzenişler maalesef her yeni günle ortadan kayboluyor ve telaşe yeniden başlıyordu.

Derken 11 Mart akşamı hastaneden bir telefon geldi, müsaitseniz yarın ameliyatınızı yapalım dediler. Bu sefer çok kararlı olduğum için tereddütsüz tamam dedim ve ertesi sabah kalktım gittim. Nihayetinde öğlen vakitleri ameliyata aldılar bir saatten daha az süren bir operasyon sonrası çıktım ve beni odaya aldılar. Menisküs ve kıkırdak tamiratı sonrası 45 gün sol ayağını basmayacaksın haberini aldığımda aynı zamanda TV’de hayatın da durduğunun haberlerini izliyordum. Okulların tatil edildiğine dair haberler, evden çıkmayın uyarıları, Dünya Sağlık Örgütünün pandemi ilanı… Her şey bir anda oluverdi sanki, ani frene basılmış gibi durdu Dünya, bu kadar ani fren olunca elbet savrulan çok oldu/olacak, Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip etsin İnşallah.

Bu yazıyı yazdığımda yaşadıklarımızın üzerinden beş hafta geçti, onlarca uzman, profesör, bilim insanı, ilim insanı konuştu, anlattılar, anlatıyorlar bizler de “hayat eve sığar” dedik izliyoruz. Bir yandan kendi üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirebilmek için çareler arıyor, çözümler üretiyoruz bir yandan yetkililerin uyarılarını dikkate alarak onların işlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Bu süreçte bol zamanımız olduğu için düşünüyoruz. Ne olacak şimdi? Bu kadar hızlı dönen Dünya adeta durdu! Bu kadar hızlı geçen zaman neredeyse duracak kadar yavaşladı, ne olacak şimdi? Bu işler bittiğinde her şey eskisi gibi olacak mı? Sanırım olmayacak, olmaması gerekiyor…

Ne çok “fast” imiz vardı, fastfood, fastlife, fast service… Artık slow bir yaşamanın vakti gelmişti, bizim insanoğlu olarak başaramadığımız yavaşlığı bir virüs başardı ve hayatı yavaşlattı. Şimdi bütün Dünya Post-Corona teorileri üretiyor, modern Dünyanın tezleri çöktü, kapitalizm sürdürülebilir olmaktan çıkmıştı, onaylandı. Fabrikada çalışan insan sayısından fazla şirketlerin plazalarında çalışan beyaz yakalıların yaptığı sanılan işlerin aslında evlerden doğru rahatlıkla yapılabildiği gerçeği yüzünde patladı modern insanın. Okullarda fiziki ortamlarda verilenin, eğitim öğretimden ziyade sosyalleşme olduğu, öğretim işinin uzaktan da yapılabildiği, eğitimin de zaman mekandan bağımsız bir kavram olduğu gerçekliği ile yüzleşti insanoğlu. Uyku ve yemek işini çıkardığınızda aileler uzun yıllar sonra ilk defa çocuklarıyla bu kadar zaman bir arada olmanın stresini yaşadı, her fırsatta öğretmenin en ufak eleştirisiyle çocuklarının psikolojisinin bozulduğunu iddia eden anne ve babaların şu anki psikolojik durumları öğretmenler tarafından merak konusu oldu :)) Vazgeçemeyeceğimizi düşündüğümüz birçok şeyden hemen de vazgeçtiğimizi, mümkün değil evde duramam derken aslında kendimizi kandırdığımızı, almazsam olmaz, yemezsem olmaz, gitmezsem olmaz, değiştirmezsem olmaz dediklerimizin aslında zorunluluk değil acımasız dünya düzeninin bize dayatması olduğunu ve olmaz dediklerimizin olmadığında aslında olabildiğini görmüş olduk.

Tüm bu yaşananlar elbet bir gün geçecek, Dünya, tıbbın ve teknolojinin bu kadar ileri olmadığı dönemlerde bundan daha acımasız salgınlarla mücadele etti ve kazandı. Ancak önemli olan bu süreçten çıkaracağımız ders. Unuttuğumuz! Yüce Yaratıcımız Allah’a dönebilecek miyiz? Ne kadar aciz olduğumuzu idrak edebilecek miyiz? Bilimi dinle yarıştırmaktan vazgeçebilecek miyiz? Elbette bu yaşadıklarımızı bilim, akıl, kalp üçgeninde çözeceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Uğraşacağız, aşı, ilaç geliştireceğiz, teknolojik imkanları kullanacağız, mücadele edeceğiz ama bunu tevekkülle birleştireceğiz, birleştirmek zorundayız. Artık insanlık böbürlenmekten vazgeçmek zorunda, acizliğini kabul etmek zorunda, Dünyanın kendi halinde dönmediğini, yaratanın bizleri bu Dünyada başıboş bırakmadığını anlamak zorunda. İşte bunu anladığında, varlık sebebini anladığında o zaman bu virüs bir işe yaramış olacak. O zaman verilen mücadelenin bir anlamı olacak, o zaman insanlık kazanmış olacak. Yoksa virüs geçip gittiğinde, kaldığımız yerden devam edeceksek aslında kaybedenlerden olacağımızı unutmamamız gerekir. Einstein’ın şu sözü unutulmamalıdır “Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür.”

Post-Corona yaşam bana göre de asla eskisi gibi olmayacak, bu yeni Dünya düzenine kendimizi hazırlamamız gerekiyor. Ülkelerin kendi içine döneceği, milliyetçilik akımlarının yükselişe geçeceği, AB gibi, global pazar gibi kavramların çökeceği bir Dünya düzenine merhaba demek üzereyiz. Ülkelerin dışa bağımlılığını azaltacağı, kendine yetecek üretim planlamaları yapacağı bu süreçte, bizim de bireyler olarak kendimize yeteceğimiz ekosistemlerimizi kurmamız gerekecek. Emeklilikte hayal ettiğimiz bahçeli ev projesini öne mi almak gerekiyor ne? Bir yerden başlamak lazım.

Kanuni Sultan Süleyman merhumun şu mısraları ile yazımıza son verelim.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.”

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yorumlar

  1. Şenol hoca

    •

    Kenancigim eline saglik

Karabük Postası 71 yaşında

Karabük Haber Avatarı
Karabük Haber tarafından
17 Ekim, 2026 10:07 tarihinde yayınlandı
0
0
Tıklanma: 179
Okuma Süresi: 1dk
Cengiz Ünal

Karabük’ün köklü yerel basın kuruluşlarından Karabük Postası Gazetesi, 71. yayın yılına girmesi dolayısıyla kutlama programı düzenledi.
Gazetenin yeni yerinde gerçekleştirilen programa, AK Parti Karabük milletvekilleri Cem Şahin ve Ali Keskinkılıç, Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri, STK temsilcileri ve basın mensupları katıldı.
Kutlama programında konulan protokol üyeleri, gazetenin 70 yıllık yayın geçmişiyle kentin sosyal, kültürel, ekonomik ve toplumsal yaşamındaki gelişmeleri okuyucularına aktarmayı sürdürdüğüne dikkat çekerek çalışmalarında başarılar dilediler.
Kuruluşundan bu yana Karabük’ün değişimine ve gelişimine tanıklık eden gazete, farklı kuşakların katkılarıyla yayın hayatını devam ettirerek kentin basın tarihindeki yerini koruyor.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Yorumlar

  1. Şenol hoca

    •

    Kenancigim eline saglik