Günümüzde sosyal medyanın hızı ile yarışan başka bir mecra bulunmuyor. Genel olarak doğru fakat skandal zamanlarda yalan yanlış çoğu bilginin dolaştığı bir mecra sosyal medya. En çok dolaşan haberler insanın uygulamış olduğu vahşetle ilgili olanlar. Çok yakın bir zamanda karşıma çıkan birkaç haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir insanın, köpeğe karşı uygulamış olduğu taciz haberi ve tekrar bir köpeği döverek öldüren bir genç kızın haberi, ardından engelli bir bireyin 3 kişi tarafından dövüldüğü haberi, çocuklarını öldüren babanın haberi ve daha niceleri…
Gerçekten insanlık adına utanç duyulması gereken hadiseler bunlar. Yaşanan olayların tabanında yatan sebep incelendiği vakit ortaya tek bir kavram çıkacaktır. Güç kavramı; Birbiri tarafından peş peşe ezilen bireyler. Patron işçiyi, işçi eşini, eşi çocuğunu eziyor, çocuğu büyüyor ya bir engelli bireyi ya da bir hayvanı eziyor. Bu adeta bir besin zinciri gibi ilerliyor. Özünde yatan mesele ise, çok gerçekçi bir kavram aslında, tamamen SEVGİSİZLİK!
KADININ, KADINA KARŞI SEVGİSİZLİĞİ
Kadınlar belki bilerek belki bilmeyerek fakat çoğu zaman kendilerine sunulan imkânları bizzat kendi elleriyle yok ediyorlar. Şöyle ki; Şiddetin meşru kılınması kısmı çoğu zaman kadın sayesinde sağlanmış. Sosyal medya da kadına karşı hakaretin yayımlandığı ve psikolojik şiddetin anlatıldığı bir videoyu komik olarak algılayıp paylaşabiliyorlar. Bu çok basit bir paylaşım olarak görülebilir. Fakat ardında yatan sonuç çok korkunç… Kadın cinayetleri, boşanmaktan korkan kadın bireyler ve kendine karşı, hemcinsine karşı yapayalnız ve düşmanca yetişen, topluma karışan bireyler.
İNSANIN TOPLUMA OLAN SEVGİSİZLİĞİ
Okula gitmeyen bir bireyin hayal kurma kapasitesi daha güçlüdür.
Okulda öğretilen sabit bilgiler, öğreticinin yalnızca kendi anlattığını kâğıda dökmesini istemesi, uygulama ve yoruma daha çok eleştiriye kapalı bir eğitim sistemi ile mezun olan bireyler. Direkt olarak 12 saat çalışmaya itilen bireyler, dikkat edelim başlarında belli bir düzen ve istikrar isteyen bir yönlendirici. Güç baskısı, hırs baskısı içerisinde kaybolan birey.
Sosyal hayatta siyasetin siyasetsizleştirilmesi ile din, dil, kimlik ırk üzerine konuşulan konular üzerine kafası karıştırılan birey. Zaten ekonomik alanda maaşa zam ile orantılı olarak mallara da zam getirilmesi ile istediği yaşam koşulunu elde edemeyen bireyin hiçbir zaman gerekleşmeyeceğini düşündüğü hayallerine üzerine kurulu bir yaşam. Borçlanarak gelen refah ile görünürde kalkınmış bir toplum. Fakat derine inildiğinde sürekli çırpınan borç ve adaletsiz yaşam koşulları içerisinde adeta geçimi için mücadele eden bir toplum.
İNSANIN KENDİNE OLAN SEVGİSİZLİĞİ
Televizyonda herhangi bir kanalda, kendisine bile saygısı olmayan insanları görmek mümkün. Öyle ki programların içerik kısmı “toplum nasıl daha ahlaksız hale getirilebilinir?” sorusu üzerine kurgulanmış. 13 yaşında dans eden çocukların tahrik edici bir unsur olarak algılandığı bir programda nasıl oluyor da dedikodu yapılan, özel hayatın konuşulduğu, insanı insan yapan değerlerin silindiği programlar hala yayında kalıyor merak konusu. Asıl tartışılması gereken husus hangisi?
İNSANIN DİNİNE OLAN SEVGİSİZLİĞİ
Din kavramı ve ırk kavramı Türkiye’de bir bütün halinde. Fakat ikisi de çok yanlış anlaşılmış. –Çoğu kavramın yanlış anlaşıldığı gibi.- Tanzimat’tan bu yana Batılılaşma olan Türkiye’de, milliyetçi olduğunu savunan bireyler bile ne kadar bu konuda kendine güveniyor? Tartışılmalıdır. Irk kavramı geçmişte kalmadı fakat kültür olarak bambaşka bir yaşayışa bürünen bir toplumda, birey ne kadar kendisi gibi düşünebilir?
Din kavramı ise çok karmaşık, dindar olduğunu iddia eden bireylerin ahlaki etiğe uymayan, dinde haram olan şeyleri yapması, hak hukuk meselesini çoğu zaman birbirine karıştırması, torpili adeta bir sevap olarak görmesi, sürekli kendi dini dışında başka dinlere özendirmesi… Bu maddeler çoğaltılabilir. Fakat esas olan mesele insanın ahlak ve sevgi kavramını her çağda unutmaması gerektiği değil midir?
Nihayetinde inananlar için her çağda Nuh’un gemisi vardır. Mühim olan bu çağda o kurtarıcı gemiye binebilmek, Öyle değil mi?


