Yaşantımızda öğretilen kavramların tanımının doğru öğretildiği konusuna hep şüphe ile yaklaşmışımdır. En basit kavramlardan yola çıkacak olursak; sevgi, mutluluk, aşk, barış… Tanım olarak ailemizde de okul sıralarında da herkese aynı şey aşılanmıştır. Buradan hareketle herkes aynı şeyi düşünüyor tezine kolaylıkla ulaşılabilir. Sevgili okurlarım, bugün bu tezi çürütmek için buradayım.
Dün akşam çok kıymetli hocam Doç.Dr.İsmail ŞAHİN, bana HUMAN adlı bir belgeseli izlemem gerektiğini söyledi. Belgesel bir sanat filmi gibi hazırlanmış ve neredeyse her ülkeden kişilere bazı sorular yöneltmişler. Çok basit sorular bunlar, cevapları da herkes için farklı elbette. Değinmek istediğim konu tam da bu kısımdan başlıyor. Sevgi çok somut bir duygudur ve herkes karşı insana aktarabileceğini düşünür. Peki sevginin kimi insanlara bir nefret duygusu olarak aşılandığını hiç düşündünüz mü? Hapishanedeki insanların, birinin canına kolaylıkla kıyabilen insanların en ve en kötüsü bir çocuğu gözünü kırpmadan vurabilen insanların sevgiyi, acıya biçtikleri değer doğrultusunda verebildikleri aklınızın ucuna geldi mi?
Küreselleşen dünyada mutluluğun artık çok basite indirgendiğini düşünürüz öyle değil mi? Siz mutlu olmak için çok büyük sebepler ararken bir annenin çocuğuna verebildiği bir bardak suyla mutlu olabileceği aklınıza geldi mi?
Savaş içerisine doğmuş çocukların, yalnızca savaş odakla yetiştirilmiş gençlerin, Müslüman ülkeye düşman olarak bakan toplumların, sadece ve sadece bu algıyla büyütüldükleri aklınıza geldi mi hiç?
Dünyada barışı ve huzuru isteyen insanların silahlardan korktuğu, artık sadece silahların konuştuğu bir dünyada insan olmak ve insanın istediği şeyleri anlamak, algılayabilmek ne kadar önemli oysa ki.
Bir Filistinli baba, kızını öldüren bir İsrailli askere intikam ateşiyle mi saldırmalı yoksa savaştan kaçarak hayatına devam mı etmeli? Hangisi daha kolay bir seçenek? Nihayetinde insana bunları yaşatan bir insansa eğer, herkesin aynı düşünceye sahip olduğunu iddia edenler kimler? Sevgiyi acı çekmeğe bağlayan, insanı öldürmekten adeta haz duyan toplumlardan bahsediyoruz. Bunu artık bir bilgisayar oyunu haline getiren toplumlardan.
Devletler o kadar meşguller ki tek bir kültürü, medeniyet, ahlak kurallarını, barış ve savaş hukukunu, çıkar ilişkini dünyaya yaymakla. Ve rant sahibi insanlar o kadar meşguller ki daha fazla kazanarak ellerindeki malları ile güç gösterisi yapmaktan. Herkes insanın neyi nasıl algıladığı gerçeğini bu meşguliyet içerisinde atlama telaşında. Fakat bilmiyorlar ki o ufacık şeylerle mutlu olan insanların yüreğinde ki o sadakate ve saflığa asla ve asla erişemeyecekler.


