Hayata geçirdiğimiz ve geçirmek istediğimiz her bir eylemin arka planında düşünce dünyamızın olduğu konusunda hemfikiriz. Yapılan kötülüklerin ardında kötü isteklerin yattığı, iyi davranışların ise iyi hislerin yattığını biliyoruz. Peki ya doğru eylemi gerçekleştirmek için ne şekilde düşünmemiz gerekiyor?
Yıllar önce okuduğum ve hayatımda ki birçok değişikliğe sebep olduğunu düşündüğüm bir eserden bahsetmek istiyorum. Louise Hay’in ‘Düşünce Gücüyle Tedavi’ isimli kitabı.
Hayatta karşılaştığımız problemlerin, olumsuzlukların ya da hayal kırıklıklarımızın aslında üstesinden gelebileceğimizi söylüyor. İlaç olarak ise düşünce gücünden bahsediyor. Şöyle ki bir sabah uyandığınızda gününüzün iyi geçeceğini ve karşınıza çıkan engellere karşı pozitif bir tavır takınacağınızı kendinize birkaç kez fısıldıyorsunuz. Dudaklarınızı kıpırdatarak, birisiyle konuşuyormuşçasına. İnanmak istiyorsanız gerçek olması gerekmez mi? Tabiki gerçekleşiyor ve gününüz iyi geçiyor. Hadi ordan demeyin, deneyin..
Düşüncenin olumlu halinin eyleme istediğimiz yönde katkı yaptığını düşünüyorum. Beklediğimiz sonucu karşılamasada olaya pozitif bakmak, yine istemediğimiz bir sonucu pozitif karşılamamıza neden olacaktır. Her halükârda kârda olduğumuz bir düşünce dünyası!
Düşüncenin maddeye olan etkisini ‘Neoitik’ isimli bir bilim dalı incelemeye almış. Neoitik bilimcilerinin araştırmalarına göre düşüncenin, fiziksel gücü etkilediği öne sürülüyor. Gerçekleştirdikleri deney sayesinde ise bu durumu kanıtladıkları ortada.

Su Kristallerinin Duyguları..
Su şişeleri, üzerine farklı kelimeler yazılıp bir süre bekletildikten sonra su damlacıklarını dondurarak fotoğraf çekme kapasitesine sahip bir mikroskop ile incelemeye alınıyor. Fotoğraflar ile ortaya çıkan, su kristallerinin üzerine yazıldığı kelimelerin anlamlarını ve enerjisini kaydedip fotoğraf olarak verdiğiydi. Deneyi gerçekleştiren Masaru Emoto ‘Suyun Gizli Mesajı’ adını verdiği kitabında da su kristali fotoğraflarını yayınlamıştır.
Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. Ellen Langer’ın deneyi de muazzam.
Langer, otel sahipleri ile anlaşıyor ve kat görevlilerini iki gruba ayırıyor. Birinci gruba görevlerini yerine getirirken, yaptıkları işleri egzersiz olarak görmelerini söylüyor. İkinci gruba ise bir şey söylemeden işlerini yapmaya bırakıyor.
Dört hafta sonra kat görevlileri sağlık analizlerinden geçiriliyor ve sonuçlar şaşırtıcı. Egzersiz yaptığını düşünen deney grubundaki kişilerin sağlıklı bir şekilde kilo verdikleri görülüyor. Hatta vücutlarında ki kas oranlarında artış meydana geldiği ve kolesterol oranlarının da düştüğü gözlemleniyor. Kendi yaptığı işleri egzersiz olarak görmeyen kat görevlileri ise fiziksel olarak aktif olmalarına rağmen sağlıklarının daha iyiye gitmediği görülüyor.
Bu insanlar spor yapmadı. Sadece bakış açılarını değiştirdi. Düşünce dünyası birçok insana ütopik ve duygusal alan yeri olarak gelse de aslında tam tersi ve gerçekliğin ta kendisi!
Tatlı dille yılanı delikten çıkartan büyüklerimiz ne doğru söylemişler oysa ki. Düşünce yapımızın değişimi gerçekliklerimizi de değiştiriyor. Belki de olmasını isteğimiz her bir eylemin altında yatan sır düşünce yapımızda yatıyordur kim bilir. Kimisinin pembe dünya olarak adlandırdığı pozitif düşünce şeklinin aslında erişmek istediğimiz nokta olması açısından insanları tetiklediğini ve motive ettiğinin düşünüyorum. Gerçekleştirilen bilimsel deneylere bakıldığında ise bu durum mantıklı kalıbını bulmuş oluyor.
Bu bir formül, Gerçekleştirmek istediklerimiz = Olumlu düşünmek + bakış açımızı değiştirmek.


