Uluslararası sistemde güçlü olan devletler daima ortaya çıkmaya çalışan -gelişmekte olan devletleri- bastırmışlardır. Bastırış örnekleri genel anlamda ekonomik şekilde gerçekleşmektedir. Günümüz sistemine baktığımız vakit uzun zamandır güçlü olan devletin Amerika olduğunu bilmekteyiz. Amerika Soğuk Savaşın bittiği tarihten beri -en büyük düşmanını yendiği tarihten beri “SSCB”- kendine yeni bir düşman yaratma yoluna gitmiştir. Bunları genellikle medya yoluyla tüm toplumlara aktarmayı başarmıştır. Bakınız; Saddam Hüseyin, 11 Eylül saldırısını gerçekleştiren Usame Bin Ladin, müslüman teröristtir algısı, Almanya’da gerçekleşen emisyon krizi, kuzey kore teröristtir algısı..bu liste daha da uzatılabilir.
Günümüzde ise en büyük düşmanı elbette Ortadoğu bölgesindeki devletlerdir.-Bilindiği üzere petrol- Ekonomik anlamda çıkar sağlayan Amerika bu propagandasını değiştirecek gibi gözükmüyor. Arap Baharı,Körfez savaşları, Suriye Krizi derken karışan Ortadoğu nihayet bir durgunluk dönemine girmiş hatta Suriye bölgesinde Rusya, Abd ve Türkiye anlaşmaya bile gidilmeye başlanmıştı. Bu anlaşma takip edildiği üzere Amerika’nın çıkarına ters düşmekteydi. Suriye konusunda başarılı bir politika izleyemeyen Amerika Ortadoğuya yeni bir ateş attı, o ateş Trump’ın açık bir şekilde belirttiği İsrail devletinin başkentinin Kudüs olduğunu tanıması propagandasıdır.
Amerika İsrail devletinin kurulması mevzusunda en büyük desteği veren ülkelerden biridir. Haritadan da görüleceği üzere, tüm müslüman devletlerin tam ortasına kurulan İsrail devleti, Rusya’nın çemberi altında bulunan ülkelere karşın, Amerika yanlısı bir devlet olup, Ortadoğu devletleri arasında tampon bölge görevi görmektedir.
Kudüs ile geçmişi bulunan tek ülke ne yazik ki Türkiye değildir. Yahudi ve Hristiyan tebaanında Kudüs ile bağlı olduğu bir geçmişi vardır. Hristiyanlar Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer olarak Kudüs’ü görmektedirler. Yahudiler , kurtuluşlarını Kudüs şehrine bağlamaktadırlar. Müslümanların ise İlk kıblesi olması açısından Kudüs çok büyük önem arz etmektedir. Dini boyutta ele aldığımız vakit, hakiki olarak siyasette, yaşantıda, kültürde dini hala yaşayanlar müslümanlardır. Kudüs’e tartışmasız en huzurlu ve mutlu dönemlerini yaşatan ise -müslüman- Osmanlı Devletidir.
Siyasi ve ekonomik açıdan değerlendirildiği vakit ise, Kudüs maalesef din sembolü altında devletlerin kullandığı bir çıkar unsuru haline gelmiştir. Hükümet Kudüs konusundaki faaliyetlerini en makul derecede devam ettirmelidir. Ancak Amerika elbette bir uzlaşı sağlanırsa bu propagandasından vazgeçme yoluna girecektir. Hepimiz bekleyip göreceğiz.


