Gündeme dair düşüncelerim.. Sabırla okuyabilenler için..
Emperyalizmin yeni oyununa karşı ; Hattı Müdafaadan Sathı Müdafaaya…
Coğrafyamız bir ateş çemberi… Bir yanda füzelerin gölgesinde kalan Orta Doğu, diğer yanda okyanus ötesinde kaynayan Latin Amerika. Son dönemde sınırlarımızda ve uzağımızda yaşanan savaşları, katliamları ve ABD ile İsrail’in başını çektiği müdahaleci tutumları izlerken, insanın zihninde beliren o büyük fotoğraf aslında tek bir gerçeği haykırıyor: İçeride kaybeden, dışarıda asla kazanamaz.
Libya, Suriye, Irak, Filistin, Mısır ve hatta haritada çok uzaklarda görünen Venezuela veya Meksika. ABD ve/veya İsrail müdahalesine, ambargosuna ya da vekalet savaşlarına maruz kalan bu ülkelerin ortak bir kaderi var. Tesadüf denemeyecek kadar net bir şablonla karşı karşıyayız. Nedir bu ülkeleri emperyalist güçlerin açık hedefi haline getiren şey? Bu karanlık tablonun anatomisini incelediğimizde Dışarıdan bir elin uzanıp o ülkeleri karıştırmasının arkasında yatan üç temel ortak nokta var aslında:
İlk olarak bu ülkelerin tamamı etnik, kültürel, mezhepsel veya siyasi olarak derin bir kutuplaşma batağında. İç savaş veya kaotik bir istikrarsızlık, emperyalizm için adeta bir davetiye niteliği taşıyor. “Demokrasi” ve “insan hakları” kılıfıyla gelen dış müdahaleler, her zaman içerideki bu çatlaklardan sızıyor. İkinci ortak nokta, elbette bu ülkelerin iştah kabartan zengin yeraltı ve enerji kaynaklarına sahip olmalarıdır. Kutuplaşmış bir toplum, bu kaynakların sömürülmesi için en elverişli zemindir. Üçüncü ortak nokta ise “Lideri Devir, Kuklayı Getir” Taktiklerine maruz kalmalarıdır. Dikkat edin, yapılan müdahaleler artık doğrudan devlet başkanlarını ve komuta-kontrol mekanizmasını hedef alıyor. Neden mi? Çünkü ülkeyi karıştırdıktan sonra “normale dönüş” sürecine geçildiğinde, meşru ve bağımsız bir liderin demokratik bir seçimle tekrar başa gelmesini istemiyorlar. Amaç, ülkenin yerleşik yönetim usullerini değiştirip kendi kuklalarını başa getirmek.
Son dönemde İran’ın başına gelenleri veya Venezuela’da olanları düşünün. İran’da üst düzey isimler art arda suikastlara kurban giderken, içerideki bazı grupların bu duruma alkış tuttuğunu gördük. Benzer şekilde, Venezuela’da seçilmiş devlet başkanı Maduro’yu devirmeye, hatta derdest edip ülkeden koparmaya yönelik dış destekli operasyonlar ve darbe girişimleri yaşandığında, halkın bir kesimi kendi liderlerinin düşürülme ihtimalini sevinçle karşıladı. Kendi liderinin düşürülmesine sevinmek… Kutuplaşmanın geldiği noktayı görebiliyor musunuz? İç karışıklık o kadar büyük ki, devletin içine sızan ajanlar cirit atıyor, istihbarat zafiyetleri diz boyu oluyor ve devletin tepesini çok rahat hedef alabiliyorlar. Mevcut siyasi liderlerin kolayca ekarte edilebilmesinin altında yatan temel sebep te istihbarat zafiyetleri ve ajan faaliyetleridir.
Türkiye’nin son dönemdeki hamlelerinin şifresi : Tüm bu küresel oyun planını Türkiye devlet aklı ekseninde okuduğumuzda, taşlar yerine oturuyor. Türkiye’nin son dönemde iç barışı tahkim etmek ve PKK terör örgütünü tarihin çöplüğüne gömmek için neden bu denli hızlı ve kararlı adımlar attığını anlamak hiç de zor değil. Devlet aklı çok iyi biliyor ki; iç karışıklık devam ettiği sürece, dış güçler bunu bir “Truva Atı” olarak kullanacaktır. Siyonist aklın ve emperyalist güçlerin Türkiye üzerinde körüklemeye çalıştığı iki bahane her zaman masadaydı: Biri PKK sorunu, diğeri ise Ermeni Diasporası’nın soykırım iftiraları. Ancak Türkiye, sergilediği akılcı diplomasi ile Ermeni soykırımı iftirasını büyük ölçüde bertaraf etti. Gelinen noktada Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın bizzat kendi ağzıyla diasporanın tezlerini boşa düşüren açıklamalar yapması, ülkemiz için apaçık bir diplomatik zaferdir. Bugün sınırlarımızdaki huzur ortamına bilinçli olarak zarar vermek isteyenler, Kafkaslar’da açılacak ticaret koridorlarını sabote etmeye çalışanlar aynı güçlerdir.
Sathı Müdafaa Dönemi ; İşte tam da bu yüzden, Türkiye’nin artık içerideki çatlak sesleri tamamen susturması, iç karışıklık riskini sıfıra indirmesi gerekiyor. Bizim artık yerli ve milli savunma sanayisine tam gaz yüklenmemiz, milletçe kenetlenmemizden başka alternatifimiz yok. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır sözündeki o satıh, bütün vatandır!” Dostlar, bugün o “satıh” dediğimiz şey sadece ayağımızı bastığımız kara parçası değil. Bugün o satıh; savunma sanayii şaheserimiz olan KAAN’dır, insansız savaş uçağımız KIZILELMA’dır, sınır ötesinde teröriste nefes aldırmayan TB3’tür, Akıncı’dır. Kendi hava sahamızı dışarıdan bin bir zorlukla aldığımız sistemlerle değil, çok katmanlı hava savunma ağımız olan “Çelik Kubbe”mizle ilmek ilmek örüyoruz. 10-15 yıl önce birkaç kilometre ötesini zor vurabilen mühimmatlar için el kapılarında beklerken; yedek parçasını alamadığımız F16’ları hangarda bekletmek zorunda kalırken, bugün Tayfun balistik füzemizle binlerce kilometre menzilleri konuşuyoruz. Menzillerimiz uzadıkça caydırıcılığımız artıyor; askeri kapasitemiz arttıkça diplomatik masadaki sesimiz daha gür çıkıyor. Fakat unutmayalım ki; o füzeleri ateşleyen, o çelik kubbeleri inşa eden gücün arkasında sadece vatan sevgisi değil, azim ve kararlılıkta ilerletilen bir teknolojik atılım yatmaktadır. Tarih bize çok net bir şey söylüyor: Biz ne zaman askeri teknolojide çağın ötesine geçtiysek, ne zaman o “çelik yumruğu” inovasyonla birleştirdiysek, işte o zaman zirveye ve mutlak zafere ulaştık.
Düne kadar hava savunma sistemlerini paramızla dahi satın alamadığımız günleri unutmayın. Bugün kendi semamızı “Çelik Kubbe” ile, Siper, Hisar ve Korkut sistemlerimizle gurur duyuyoruz. Mete Han’ı düşünün… Islık çalan oku (çavuş oku), sadece bir tahta parçası değil; o dönemin en ileri “muhabere ve hedefleme” teknolojisiydi. Saniyeler içinde on binlerce askeri tek bir hedefe kilitleyen ve çıkardığı ıslık sesiyle düşmana korku salan bu inovatif buluş ile sayesinde koca Asya’yı dize getirdi. Fatih Sultan Mehmet’e bakın… İstanbul’un o aşılamaz denilen devasa surlarını icat ettiği o çağın balistik ve metalürji zirvesi olan Şahi toplarıyla yıktı. Eski çağın statik savunma doktrinlerini, yeni çağın dinamik askeri mühendisliğiyle paramparça etti. İşte bugün gökyüzünde süzülen KAAN’ımız, hedefini şaşmayan SİHA’larımız ve sınırları aşan füzelerimiz; Mete Han’ın ıslık çalan okunun, Fatih’in Şahi topunun günümüzdeki varisleridir!
Türkiye için savunma ve harp artık sadece sınırlarda değil, teknolojide, diplomaside, sosyolojide ve iç barışta (tüm satıhta) yapılacaktır. Bu coğrafyada zayıflara, teknolojisi geri kalanlara asla merhamet edilmediğini açıkça görüyoruz. Artık devir; içeride safları sıkı tutup, tek yürek olup, dışarıya karşı “çelikten bir yumruk” gibi durma devridir!
Milli irade ile ülkemiz ve milletimiz her daim dimdik ayaktayız. Türkiye Yüzyılında, bilimde ve teknolojide hedefe kilitlenmiş duruşumuzun daim olması en büyük gayemizdir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin bu topyekûn teknolojik ve sosyolojik kalkınma hamlesinin milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Av.Hüseyin KURT


